Devletin vatandaşından sakladığı sırları olabilir mi? Bu soruyu çok kısaca cevaplayalım. Uzatmayı dilesem de uzatamayacağım zira konu fazlasıyla açıktır.

Siyaset bilimi literatürüne göre devlet insanların bir araya gelip oluşturduğu bir mefhumdur ve güvenlik ve düzeni sağlamak için gereklidir. Devleti meşrulaştırmak için sunulan insanların bir araya gelip oluşturduğu argümanı başlı başına sorunludur – devletler İngilizcesiyle non-voluntary, yani parçası olmanın gönüllülük esasına dayanmadığı organizasyonlardır. Gerçekleri (realite) hayallerle (ideal) buluşturabilmek için sunulan bu argümanı doğru kabul ettiğimizde şu noktaya ulaşırız: Ben ve ben gibi bu topraklar üzerinde yaşayanların tümü devlettir. Egemenliğin temsilcisi dahi olsa kimse benden daha fazla veya daha az devlet değildir, devleti simgeler de değildir. Devlet, sınırları içerisinde yaşayan her bir bireyin eşit derecede malıdır. Eğer ben devletsem ve eğer devlet benim malımsa benim olan şey benden gizlenemez, benim olan şey benden gizli bir eylemde bulunamaz. Benden gizli bir eylemde bulunmaya çalışması demek devletin artık benim olmadığı, benim artık devlet olmadığım anlamını taşır.

Şöyle bir örnek vereyim: Evlisiniz ve aileniz var, çocuğunuzun da sizden gizli ve ailenizi etkileyen yaptığı bir şeyler var. Bu yaptıklarını fark etmeniz veya öğrenmeniz durumunda çocuğunuzun bu eylemini sorgulama hakkına sahipsinizdir zira sonuçta aileniz etkilenmektedir. Çocuğunuz size sana ne diyemez. Vakta ki derse çocuğunuza karşı yaptırımda bulunabilirsiniz. Bu misal, aileyi etkileyen gizli eylemi anne veya babanın yapması durumunda da aynen geçerlidir.

Devlet, argüman gereği, aile gibidir. Devletin organlarının yaptığı her eylem tüm toplumu etkilemektedir. Bu nedenle devlet açık olmak, sürekli hesap vermek, yanlış yapanları da kimliğinden ve koltuğundan bağımsız bir şekilde cezalandırmak zorundadır. Aksi takdirde devlet toplumun değil bir grubun veya kişi(ler)in devleti olur, toplumsa bu grup veya kişi(ler) için var olan kölelere dönüşür. Bu durumda ayaklanmanın bir hak olduğunu üç asırdan fazla zaman önce John Locke yazmıştır.

Devletin vatandaşından gizleyeceği bir sırrı olamaz dedik. Devletin diğer devletlerden gizleyecek sırrı olur mu peki?

Tabi ki. Devletler farklı toplumların oluşturduğu varlıklardır ve farklı grupların farklı çıkarları, farklı hedefleri olur. Bu nedenle de amaçlarını açık etmek zorunda değillerdir, dahası belli durumlarda gizlemeleri de gerekebilir. Fakat eğer devlet toplumun bir araya gelip oluşturduğu yapıysa yine vatandaşından hiçbir bir şey gizleyemez.

Burada şu sorun ortaya çıkar: Devletin vatandaşından sırrı olamaz fakat diğer devletlere karşı sırrı olabilirse bu diğer devletlere karşı olan sırları nasıl koruyacaktır?

Bu sorunun cevabını devletin kendisinin vermesi gerekir. Vatandaşından herhangi bir şey gizleyen veya gizlemeye kalkan devlet meşruiyetini yitirir. Bunun doğal sonucu, devletin kurumlarının başında olanların vatandaşından gizleyecek eylemlere girişmemesi gerekliliğidir. Vakta ki böylesi eylemlere girişir, bunun sonucu olarak görevden el çektirilip yargılanmayı göze alması gerekir. Zira hatırlamalıyız ki koltuklar sadece semboldür, koltuğun sahibi toplumdur ve toplum en büyük patron olarak hiçbir çalışanının kendisinden gizli kapaklı iş çevirmesini kabul etmek zorunda değildir. Dahası, bu şekilde eylemlere girişenlerin altlarından koltuklarını almak bir vatandaşlık görevidir çünkü kişi kendisini devletin sahibinin üzerinde görüp devletin esas sahibi gibi davranır olmuştur.

Devlet sırrı, ekseriyetle devletin veya kamunun güvenliği söz konusu olduğunda ortaya atılan bir kavram olabilir, fakat şu soru yine engellenemez: Devletin dış devletlerin olası saldırılarına karşı oluşturduğu güvenlik önlemleri askeri sır olabilir ve bu anlaşılabilir. Peki, devletin halkından “halkın güvenliği için” bir şeyleri saklama hakkı var mıdır?

Bu soruya yekten evet de, hayır da diyemiyoruz. Ben, bu soruya olumsuz cevap veriyorum ve bunu şöyle temellendiriyorum: Benim, benim olan devletin düşmanlarına karşı devletin ne yaptığını ve ne yapmak istediğini bilme hakkım vardır. Nihayetinde ülkeye dışarıdan bir saldırı geldiği durumda ülkeyi savunma görevi bendedir, bu nedenle de ülkenin ne yaptığını, neleri hedeflediğini bilmek zorundayım. Aksi takdirde durum alavere dalavere, Kürt Mehmet nöbete halini alacaktır. Sorumluluk sahibi olup bilgi sahibi olmamak ancak sağılan ineklerde, tepesine yük yüklenen eşeklerde mazur görülebilir fakat ben insan olarak bunu kabul edemem.

Son bir noktayla yazıyı tamamlayayım: Modern devletin temelinde ahlak kuralları yatar ve bu kuralların ilki, şartlar aynı olduğu sürece her zaman girişilen eylemi tekrar etmek, ikincisi insana insan olduğu için değer vermektir. Devlet sırrı kavramı ikinci şartla çelişir. Eğer devlet benimse devlet benden bir şeyleri saklayarak bana insan olarak değer vermez. Yok eğer devlet benim değilse vatandaşlık bağımı koparmama izin vermeyerek yine gayrımeşru bir eylemde bulunur.

Sözün özü, eğer vatandaş isek, eğer insan olarak değerimiz varsa devletimizin bizden gizlediği sırları olamaz. Eğer varsa ortada koca bir yanlış var demektir.

Close Menu