Liranın geleceğiyle ilgili iki hafta önce bu, bir hafta önceyse bu yazıyı yazdım. Son yazıdan beri değişen olgulara bakıp doğru mu yanlış mı olduğumu görelim, ona göre yeni düşüncelerimi ekleyeyim.

Yukarıda, Dolar/Lira paritesinin son bir aylık seyrini görüyoruz. 10-12 Ağustos tarihleri arası, Doların Lira karşısında 7 lirayı gördüğü dönem. Sonrasında Dolar 6 Lira civarında tutunduğunda hükümetimizin atağı başarıyla savurduğumuzu söylediğini hatırlayın. Tam o günlerde ben “en iyimser senaryoda Doların 5.5 Liraya inmesini beklersek” dedim gelen bayramda belki işe yarar birkaç şey söyleyip yaparlarsa diye. Hükümet ise yeni normalden mutlu bir şekilde hareket etti. Yetmedi, geçtiğimiz gün Çevre Bakanı “konutta tarihi kampanya” müjdesini verdi. Yani biz ne kadar bağırırsak bağıralım, ne kadar anlatmaya çalışırsak çalışalım, hükümetin aklında inşaattan başka bir şey yok ve olması da imkan dahilinde gözükmüyor. Geleceğin başkan yardımcısı damat bakan yeni dönem, yeni vizyon, yeni ekonomi gibi şeyler söylese de son 15 yıldan farklı bir eylem, en azından henüz, yok.

Türkiye’de işler böyle giderken yurt dışında “Türkiye krize girerse biz de zarar görürüz” fikri hem daha yüksek perdeden seslendirilmeye başladı, hem de Türkiye’yi kurtarma ve Türkiye kurtarılamazsa zararları azaltma planları yapılmaya başlandı. İngilizce tabirle too big to fail, yani başarısız olmak için çok büyük olan Türkiye, bu konumunun ekmeğini uzun süre çok güzel yemiş olsa da bunun sonuna gelmiş bulunuyoruz. Burada dolaylı bir örnek vermek isterim:

Appiah, 2008 senesinde Fenerbahçe ile davalık oldu. Fenerbahçe’den ayrılmak isteyip ayrılamadı. Sürecin detayları önemsiz, sonunda iş mahkemelik oldu. Appiah Fenerbahçe’den maaşını istedi, Fenerbahçe ise izinsiz ayrıldığı ve sözleşmesine uymadığı için kendisinden para. Sonuçta mahkeme Appiah’ın Fenerbahçe’ye ödeme yapmasına gerek olmadığına hükmetti zira Fenerbahçe’nin karı zararından azdı.

Bugün Türkiye’nin durumu Appiah Fenerbahçe davasına dönmek üzere. Türkiye’yi kurtarmanın Türkiye’nin batmasına izin vermekten daha pahalı olduğuna kanaat getirildiğinde Türkiye’yi kurtarma gayretinden yabancılar da vazgeçecek. Kendi çıkarları için Türkiye’nin batmamasını isteyenler zararına bu eyleme girişmekle ilgilenmeyecekler. Yani Türkiye’yi Türkiye’nin kurtarması gerekli fakat, görüyoruz ki, Türkiye’yi Türkiye de kurtarmak istemiyor. Hükümetin söylem ve eylemleri bunu destekler nitelikte. Bunu destekleyen bir işaret daha var.

Yukarıdaki grafikte zirveden sonra bir düşüş, düşüşten sonraysa neredeyse sabit bir gidiş bulunmakta. Bu sabit gidiş, 9 günlük bayram süreci. Bayramın bittiği günse Lira, bu sefer bir anda değil istikrarlı bir şekilde, değer kaybetmeye başladı. Yani Türkiye’de döviz alım-satımı tekrar yapılabildiği zaman Lira sürekli değer kaybetmeye başladı. Dolar en iyi ihtimalle 5.5 Liraya sabitlenecektir derken yeni normalimizin kısa vadede 6.5 Lira olacağını düşünmemek için bir sebep yok.

Önceki dönemlerden farklı olarak Özal’ın başlattığı, Erdoğan’ın zirvesini yaşattığı özelleştirme furyası, üretmeye çalışan ülkenin dönüşüp üretmekten kaçınması, toplumsal ve ekonomik yapının entegre olmaya çalışmak yerine artık entegrasyonu kenara koyması ve tersine hareket etmesi, toplum ve hükümetin gerçeklerle bağının kopması gibi sorunlarımız var. Yani 94 veya 2001 krizlerinde en azından devleti bir parça döndürme veya geleceğe umutla bakabilme şansımız varken bugün bu şanslarımız bulunmamakta.

Özal’ın 80-91 arasında yaptıklarının acısı, öncülleri bulunsa da 94’te tam anlamıyla hissedildi ve on yıl boyunca Türkiye krizden kurtulamadı. Erdoğan’ın 2002-2011 arasında yaptıklarının acısını hissetmeye yeni başladık ve en az bir on yıl daha Türkiye’de refahı görme imkanımızın olmadığını söyleyebilirim. Umarım yanılan ben olurum.

Türkiye’nin gelen krizden kaçış yolu bulunmamakta. Bunu mutlaka yaşayacağız. Fakat bu krizden sonra güçlenmiş bir ekonomi oluşturma imkanımız her zaman bulunuyor. Dileyelim ki hükümet ilk defa cefasını kendisinin çekeceği fakat sefasını ülkenin süreceği politikaları tercih eder. Bugüne dek cefası ülkeye, sefası kendine olan politikaların acısı da başka hükümetlere bırakılmış olmaz. Aksi takdirde benim hazırlandığım en kötü senaryoyu bile cennet gibi görebiliriz.

Close Menu