Tümdengelim ve Tümevarım

(Bu yazıda kısaca terimlerin anlamlarını sunduktan sonra bir tartışmaya girişeceğim. Terimlerle işiniz yoksa direkt tartışma kısmına geçebilirsiniz)

Önce magazinle başlayalım. İngilizcesi deductive reasoning ve inductive reasoning olan bu terimleri tümdengelim ve tümevarım olarak çeviren(ler) her kimse(ler) kendisine (kendilerine) teşekkür ediyorum. Terimlerin bir karşılığının olabilmesi için anlamlı olmaları gerekli ve bu iki terim gerçekten anlamlı.

Başlayalım.

Üç Soru

Bilgi üretiminde iki genel yaklaşımdan bahsedilir. Bunların biri tümdengelim, diğeri tümevarım. Tümevarım özelden genele giderken tümdengelim genelden özele ulaşır.

Anlaşılmaz oldu. Örnekleyelim. Bunu, cevabını hala bilmediğim bir soruyla yapmaya başlayalım.

Diyelim ki Bilmem kaç milyon yıl önce yaşıyorsunuz. Bir elma ağacı var. Siz altına her gidip elinizi kaldırdığınızda önünüze bir elma düşüyor. Bu elma siz elinizi kaldırdığınız için mi düşüyor yoksa elma düşeceği için mi siz elinizi kaldırıyorsunuz?

Başka bir soru soralım. Tanrı dünyadaki olanca kötülüğe neden izin verir?

Daha başka bir örnek daha verip terimleri açalım, sonra esas tartışmaya geçelim.

Kapitalizm mi, sosyalizm mi daha kötüdür?

Terimlerin Anlamları/Kullanışları

Sorulara cevap vermeyeceğim fakat ilk soruya aşağıda döneceğim.

Tümdengelim, elimizde bir teorinin var olduğu zaman kullanılır, işe yarar, geçerlidir, kullanışlıdır.

Tümevarım ise bir teorimizin olmadığı durumlarda kullanılır, işe yarar, geçerlidir, kullanışlıdır.

Tümdengelim, bir varsayımı (teoriyi) desteklemek, kabul ettirmek üzere kullanılır. “Tanrı neden kötülüklere izin verir?” sorusu daha baştan tanrının varlığını bir gerçek olarak alır. Yani bu soru bir tümdengelim sorusudur.

Tümevarım, bir varsayım (teori) bulmak için kullanılır. “Sosyalizm mi, kapitalizm mi iyidir?” sorusu aynı anda hem tümdengelimle, hem tümevarımla cevaplanabilir zira ideolojik bir sorudur. Fakat soruya gerçekten cevap vermek istiyorsanız tümevarımla yaklaşmanız, yani donelerden bütüne, gözlemlerden çıkarıma ulaşmanız gerekir.


Bir konuyu “gerçekten” “anlamak” isteyen kişiler tümevarımcı davranır. Yani gözlemler yapar, bu gözlemler üzerinden hipotezler oluşturur, bu hipotezleri test eder ve sonunda bir teoriye ulaşırlar. Bir konunun doğruluğunu görmek ve göstermek isteyenlerse tümdengelimci davranır. Yani bir teorileri vardır, bu teori üzerinden hipotezler geliştirir ve bu tezlerin doğru olup olmadığını ararlar.

Hangisi Kullanılmalı?

Akademi, öğrencilere tümevarımcı olmaları gerektiğini öğütlerken akademisyenlerin en azından kahir ekseriyeti tümdengelimcidir zira belli fikirleri artık oturmuştur, bu fikirleri desteklemek üzere çalışırlar. Öğrencilere meraklı olmalarını öğütlerken kendileri tezlerini desteklemek üzere çalışırlar. Modern dünyanın garip çıkmazları!

Elma ağacı sorusuna dönelim. Tümdengelimci olarak şunu kolaylıkla diyebiliriz: Bir tanrı vardır ve O, elma ağacı altında elini kaldıranlara elma verir. Sonra bunu test ederiz ve doğrularız: Elma ağacının altına gidip elimizi kaldırdığımızda elma yanı başımızdadır.

Aynı konuda tümevarımcı da olabiliriz: Elma ağacı altına gidip elimi kaldırdığımda elma düştü. Her seferinde de bu gerçekleşti. Yani;

  1. Elma ağacı, altına gelip elini kaldıranlara elma verir.
  2. Elma ağacına, altına gelip elini kaldıranlara elma verdiren vardır.
  3. Elma ağacının altına gidip elimi kaldırdığım her sefer bir elmanın yere düşmesi sadece tesadüftür.
  4. Elma ağacının altına gidip elimi kaldırdığım her sefer bir elmanın yere düşmesi tek başına bir anlam ifade etmez, daha fazla bilgi edinip olasılıklar bulmam gerekir.

Bu son maddeden çeşitli olasılıklar türetebiliriz. Mesela sorabiliriz:

  • Ayva ağacı da aynı şekilde davranıyor mu?
  • Benden başkası bunu gerçekleştirince de elma düşüyor mu?
  • Başka hayvanlara da elma düşüyor mu?
  • Başka ne şekilde davranınca elma düşüyor?
  • Başka elma ağaçlarında da aynısı oluyor mu?

Göreceğimiz üzere tümdengelim ile tümevarım arasındaki fark büyüktür. Birisi “gerçeği” arar, diğeri “gerçeği” bulmuştur. Biri sorgular, diğeri kanıksar. Biri nettir, diğeri bilinmezlikler içindedir. Biri sorar, diğeri sordurur. En önemlisi, biri bilir, diğeri bilmez.

Kahneman’ın ünlü kitabı Thinking Fast and Slow bize şunu der: Biz basit yaşamaya çalışırız. Bu yüzden de çok düşünmeyiz – düşünmemiz gereken yerlerde bile.

Şimdi bir tartışma açalım.

Tartışma

Bu iki düşünme biçimi birbirinden ayrık değildir – tıpkı birbirlerini tamamen dışlamadıkları gibi (İng. mutually exclusive). Belli gözlemler olmadan tümdengelim yapamayız. Tümden gelebilmemiz için belli şeyleri ya görmüş/incelemiş/deneyimlemiş olmamız gerekir, ya bunlar olmadan dahi kabul etmiş olmamız.

Tümdengelimin en bilinen örneği tanrı fikridir. Tanrı var mıdır? İnançlıysanız vardır. İnançsızsanız yoktur. (Benim gibi) arada sallanıyorsanız bilemezsiniz. Bakışınıza göre ünlü “tanrı varsa dünyada bu kadar kötülük neden var?” sorusuna cevabınız değişir. Müslümansanız “bu dünya imtihan dünyası. Zaten Allah kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez” dersiniz. Hinduysanız “iyilik yap ki gelecek hayatında daha iyi bir hayatın olsun” dersiniz. Budistseniz Hindu çemberini kırar, amiyane tabirle “nirvanaya ulaşınca yaşamdan azade olacaksın” dersiniz.

Tümevarımsa sorunludur. Tanrı var mıdır diye sorduğunuzda iki ihtimaliniz vardır. Eğer yoktur derseniz iş biter, fakat vardır derseniz karşınıza tonla olasılık çıkar. Bir yandan sizin için düşünmüşlerin düşüncelerini araştırırsınız, bir yandan kendi tanrınızı inşa edersiniz. Kendi tanrınızı inşa ederkense şunu fark edersiniz: Siz bir tanrının var olduğuna değil var olması ihtimaline inanırsınız, bu tanrının nasıl olması gerektiğini kafanızda kurarsınız. Yani bir yerde tanrı yoktur dersiniz ama demezsiniz de.


Tanrı fikri burada sadece bir örnek. Yukarıda akademi demiştim, buna geleyim. Tartışma burada.

Kahneman kitabını gözlemlerden sonra yazdı. Gözlerken teori geliştirdi, sonra bu teoriyi sunmak üzere kitabını ortaya koydu. Teori geliştikten sonra Kahneman artık tümevarımcı değil, tümdengelimci. O’nun artık bir teorisi var, artık o teoriyi desteklemek üzere çalışıyor.

Kahneman’a yüklenmekten kaçınıp genele gidelim. Einstein ortaya çıkana dek Newton fiziği evreni bize anlatıyordu ama o kadar da yeterli anlatamıyordu. Sonra Einstein çıktı, bu fiziğin büyük ölçekte işe yaramadığını gösterip “başka bir fizik” ortaya koydu. Fakat bu sefer küçük ölçek sorunu çıktı ve bugün beyinsizlerin oyuncağı haline gelmiş kuantum ortaya çıktı.

Fizik de, onun kardeşi/türevi/anası olan matematik de esasında tümdengelimci bir şekilde çalışır, fakat bir an olup eldekiler işe yaramayınca birden tümevarımcılık ortaya çıkar. Yani sadece sosyal sözde bilimlerinde değil gerçek bilimlerde de büyük ölçüde tümdengelimcilik yapıyoruz. Hiçbir tez konusu yoktur ki beklenen bir cevabı olmasın. Yani tezler dahi bir teoriyi sunmak üzere vardır, tümdengelimcilik yapıp teorinin doğru olduğunu göstermeye çalışır; teori çalışmadığında bu eksikleri düzeltmek için ya küçük değişiklikler, ya da hariç tutulacak konular indeksi yapılır.


İnsanın şekere ulaşımı pek zor olmamışsa da sadece şekerle beslenen beyinlerimiz şeker kullanımını azaltıp göt-göbek büyütmek için olanca az kullanılmaya şartlanmış. Yani insan olmamız hasebiyle gerek duymadığımız sürece tümevarımcı değil tümdengelimciyiz ve buna düşünen beyinler de dahil. Hal buyken bizden daha az soru sorduğu için kime, nasıl kızacağız? Yani nihayetinde her an soru sormak demek bilinmezler dünyasına yaşamak ve her an rahatsız olmak demek. Rahatlığı ama o ama bu sebeple veya şekille seçenlere nasıl yanlış olduklarını söyleyeceğiz?

Sanırım bu soru, neden “liberal” olmalıyız sorusunu cevaplıyor. “Sen git meyve vermeyen ayva ağacının altında yap bu hareketleri. Başkalarını zorlama yeter”.

PS: Elma ağacı sorumun sebebi şu: Bir durumda tanrıdan ritüele, bir durumdaysa ritüelden tanrıya ulaşıyoruz. Bu ikisinin hangisi diğerinden önce gelmiştir?

Yorum Yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Footer