Siyaset “Bilimi” Öğrencilerine

Bir iş yaptınız, siyaset denen bölüme girdiniz. Müfredattan müfretada değişse de genel anlamıyla temel terimleri öğrendiniz (veya öğreniyorsunuz), biraz tarih öğrendiniz, biraz uluslararası ilişkiler diye ayrı bir bölüm olsa da uluslararası siyaset öğrendiniz, bir parça felsefe öğrendiniz. Okumaya başladığınızda veya sonuna gelirken ne yapmalısınız?

Sosyal bilimler öğrencilerine başlıklı yazıda bu konudan biraz bahsettim (ki şu, şu ve şu yazılar da, bence, bayağı işinize yarayacaktır). Burada biraz daha bölüm öznelinde bir şeyler demek istiyorum.


Baştan anlaşalım: Okuduğunuz (ya da okuduğumuz) bölümün gerçek hayattaki karşılığı pek kısıtlı. Üzülmeyin, bu konudan muzdarip olanlar sadece sizler değilsiniz. Burada da andığım üzere bilim filan yapmıyorsunuz. Üniversite (ve de bölümünüz), eğer bir parça düzgün bir yerse, size şunları sunmaktan fazlasını yapamaz:

  1. Yeni şeyler yapmanıza imkan vermek. Üniversite dediğimiz yerde daha önce okullarda, sokakta, ailenizde… göremeyeceğiniz şeyleri yapmanız beklenir. Örneğin ben ODTÜ’ye gittiğimde tanıştım kapalı havuzla ilk defa. Veya Devrim’de oturup kafayı çekerken gelen jandarmaya ilk defa orada bira uzattım.
  2. Ufkunuzu açmak. Dilerseniz Hakkari’nin sınır köyünden gelin, dilerseniz Beyoğlu’nda doğup büyümüş olun, daha önce görmediğiniz ve duymadığınız şeyleri görmeniz ve duymanız, kendinizi daha iyi tanımanız ve hayat boyu sizinle kalacak şeyleri bulmanız veya bunları geliştirmeniz (İng. enhance) beklenir.
  3. Temel mantık bilginizi geliştirmek. “Senin saçın sarı, bu yüzden sen yalan söylüyorsun” gibi abuk argümanlardan kurtulmanızı, sebep-sonuç ilişkisini biraz daha düzgün kurmanızı, tutarlı olabilmenizi bekliyoruz.
  4. Biraz çalışma ahlakı edinmenizi sağlamak. O sınavlar, ödevlet, lablar, raporlar… sadece A konusunda B derecesinde bilgili olmanız için değil beraberinde A konusunda yeterli emeği sarf etmeniz, belli bir çalışma ahlakı ve prensipleri geliştirmeniz için var.

Geri kalanı, sözde değil özde bilimlerde açık: Makina mühendisinin makinalardan anlaması, endüstri mühendisinin verimlilikten anlaması, bilgisayar mühendisinin yazılım ve/ya donanımdan anlaması…

Sizse sözde bilim okuyorsunuz. Adını koyalım: Atanamamış felsefecilersiniz. Nihayetinde yaptığınız şeyin özeti şu: Bence monarşi daha iyidir çünkü meclisle uğraşılmaz. Bence gelir vergisini %500 artıralım çünkü ekonomimiz kötü durumda. Bence kast sistemini getirelim çünkü zenginin daha da zengin, fakirin daha da fakir olmasını en iyi bu şekilde sağlarız.

Okuduğunuz bölüm bir benceler bölümü. Yazılan her makalenin karşısına eş değerde başka bir makale koyabiliyoruz. İnsan hakları mühim bir değerdir diyoruz, işkence etmeden size koyduğu bombanın yerini söylemeyecek teröristin ikilemiyle karşılaşıyoruz. Demokrasi diyoruz, referanduma gitsek eşcinsellerin idamına onay verilecek bir ülkede yaşıyoruz. Böyle bir durum ve ortamda iki yoldan birini seçebilirsiniz.

Bu yolların birincisi, ikinci adam olmak – tabi bunu derken örgütlenme ve askeri strateji gibi iki konuda fikrinizin olmadığını varsayıyorum. İyi bir sosyal “bilimci”, kendini doğru geliştirdiği zaman, politika alanında uzmanlaşmış bir felsefeci, etrafındakilere (hukuk, ekonomi, askeri strateji gibi) bilmediklerini sormaktan çekinmeyen ve etrafını değer kişilerle çevirmiş bir yönetici, bir de iyi gözlem yapabilen ve idealleri olan bir sosyologdur. Yani iyi bir siyaset “bilimci” olmak için edinmeniz gereken pek çok şeyin ilk ikisi iyi bir sosyolog ve felsefeci olmak.

İkinci yolunuzsa alanınızın biraz dışı biraz içi bir alanda uzmanlaşmaya çalışmak. Bugün pazarlamacı siyasetçi de var, vali siyasetçi de var, “istatistikçi” siyasetçi de var. Başta da andığım üzere üniversite size hayatı gösterir, bölümünüz size temelleri verir, uzmanlaşmanız ise size kalmıştır. Sayıları mı seviyorsunuz? R öğrenin, Python öğrenin, STATA öğrenin. ANOVA dediğimde yüzüme bakmayın mesela.


Ben iktisat okurken şöyle bir söz duymuştum ve çok hoşuma gitmişti: ODTÜ iktisat; birinci sınıf iktisatçı, ikinci sınıf matematikçi üretir. Bu aslında benim demeye çalıştığımı güzel özetler: Bir alanın yanına ikinci bir alanı koymanız gerekir. Bu ikinci alanda çok iyi olmanıza gerek yoksa da ne kadar iyiyseniz o kadar iyidir. Felsefe, siyaset okuduğunuz için, aslında direkt gelen bir alan. Bu yüzden sosyolog olmanız gerekir dedim. Öte yandan antropolog da olabilirsiniz, sosyal psikolog da, kafanız iyi çalışıyorsa istatistikçi veya iktisatçı da… Size kalmış.

Kendinizi tanımanız için üniversitenizin her imkanından faydalanın. Ot gibi yaşamayın. Bedava konser vardır, gidin. Konferans vardır, ilginizi çekenlere gidin. Topluluklar vardır, hepsine değilse bile çoğuna en azından bir defa gidin. Tellere dokunmadan gitar çalıp çalamayacağınızı bilemezsiniz. Tellere dokunun. Belki içinizde muhteşem bir ressam var, elinize fırça veya kalem almadan bunu öğrenemezsiniz.

Türkiye’de üniversiteden bol bir şey yok, bu bolluk içinde boş olmayanlarsa pek az. Konferans diye “İslam ne güzel, gelsene” diyenler geldiyse buna gitmeyin tabi. Sizi meraklandıracak şeylerle uğraşın. Üniversitede merak etmezseniz sonrasında hiç merak etmezsiniz.


Bir sanat ve bir sporu mutlaka yapın. Ne olduğu önemli değil. Sağlam kafa sağlam bedende bulunur, sağlam kafa için de derdinizi atabileceğiniz, sevincinizi gösterebileceğiniz bir şeyi mutlaka yapın. Yeteneğiniz olması gereksiz, size kadar bir sazı çalın yeter. Atlet olmanız gerekli değil, hiçbir şey yapamıyorsanız çıkın koşun sağda solda.

Şunu unutmayın, o güne kadar yaptıklarınızın üstüne, hatta onların yerine, üniversitede yaptıklarınız ömür boyu sizinle olmaya en büyük aday.


Meraklı olun. Bildiklerinizi de bilmeyin zira gerçekten bilmiyorsunuz. Ne herhangi bir kişinin bir tezi savunması o tezi değerli veya geçerli kılar, ne belli bir çoğunluğun. Arayın. Devamlı arayın. Fikirleriniz olsun ama o fikirleri desteklemeye değil çürütmeye çalışın. Bunu yaptığınız sürece felsefeciliğiniz geliştiği gibi zihniniz de gelişecek. Liseden olsun olsun 4 sene önce çıktınız. Liseye dek öğrendikleriniz mühim olduğu kadar bunların karşıtlarını öğrenmeniz de, bu güne dek yaptıklarınız kadar yapmadıklarınız da önemli. Bu seneler kendinizi bulmanız için son seneler. Sonra bir şekilde bir hengamenin içine gireceksiniz ve kaybolabilirsiniz. Kaybolmayın. Tutacak şeyleriniz olsun.


Özetle üç şeyi yapın. Birincisi, alanınız olduğu için iyi felsefe yapabilin, bunu ikinci bir dalla birleştirin ve iyi bir siyaset “bilimci” olabilin. İkincisi, siz bir insansınız ve hayatı bir kere yaşıyoruz. Bu nedenle hayatınızı değerli ve dolu kılacak şeyler öğrenin ve edinin. Son olarak da sorgulayın, durmadan soru sorun ve zihninizi geliştirin.


Son bir notla bitirelim: Haytalıktan kaçınmayın ama haytalığı da abartmayın. Sabah dersinizi kaçırmadıktan sonra gecenin bir yarısında oturup kağıt da oynayın, tabi kütüphanede de sabahlayın, Gününüzün 10 saatini işiniz, 6-8 saatini uykunuz alacak işe girdiğinizde. Kalan 8 saatin 1-2 saati boş geçecek, size kalan günün belki altıda biri olacak. O vakte dek alabildiğiniz kadar kam alın, işinizi de savsaklamayın.

Hepinize bol şanslar.

Yorum Yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Footer