“Uzak” geçmişte Fethullahçılar, yakın geçmişte ve bugün dini cemaatler, yine bugün Fenerbahçe bir sivil toplum örgütü (STÖ) olarak adlandırılıyor terimin ne olduğunu zerrece anlamamışlar tarafından.

Üç parçadan oluşan yazı, önce bizim sivil toplum örgütü olarak çevirdiğimiz terimin İngilizce aslını tanımlayacak. İkinci bölümde Türkçe terimin içerdiği kelimeleri açıp bunlar üzerinden terimin Türkçesi ile İngilizcesini kısaca kıyaslayacağım. Bu bakımdan ikinci bölüm yazının en önemli bölümüdür diyebilirim. Son kısımdaysa dini cemaatleri birer sivil toplum örgütü olarak tanımlamanın neden sadece yanlış değil beraberinde zararlı olduğunu göstereceğim.

Terimin Aslı

Sivil toplum örgütü olarak çevirdiğimiz terimin İngilizce aslı non-governmental organization, yani hükümetten (başka deyişle bürokrasiden/devletten) bağımsız organizasyon. Aynı şekilde terimin Almancası nicht-staatliche Organisation, Fransızcası ise organisation non-gouvernementale. Görüldüğü üzere her üç terimde ortak olan yan bürokrasiden (government/staat/gouvernementale) azadelik.

Almanca terim, Türkçede de anladığımız şekilde, hükümet yerine devlet demekteyken İngilizce ve Fransızca terimlerde hükümet kullanılmakta fakat kasıt bir: Bürokrasi. Hatırlayalım: Devlet soyut bir organdır ve belli sınırlara sahip topraklar ve bu toprakta yaşayan insanlar üzerinde/hakkında 1) bürokrasiyi oluşturma ve çalıştırma, 2) şiddet tekelini eline alma, 3) para basma (yani ekonomiyi) yönetme yetkisi ile kendisini gösterir. Yani “gavur” için devlet ve hükümet (konu bürokrasi olduğu zaman) birbirleri yerine kullanılabilir. Nihayetinde hükümet demek bürokrasinin başı demektir.

Bürokrasiden azadelik ne demektir? Bunu terimin Türkçesine bakarken açıklayalım.

Terimin Tanımı

Üç kelimeden müteşekkil terimimiz içinde iki kelime öneme haiz. Bunların ilki sivil. Türkçede sivil kelimesi yanlış anlaşılan bir kelime ve sadece asker olmayan şeklinde anlaşılıyor (ki TDK da bu yanlışı sürdürüyor). Halbuki kelimeyi ithal ettiğimiz İngilizcede sivil (civil) sadece askerleri değil aynı zamanda ruhbanları, yani din adamlarını da dışlıyor. Yani siviller dediğimiz zaman asker ve din adamı olmayan insanları anlamamız gerekli diyebiliriz.

Fakat bence bu yeterli değil. Bir Carl Schmitt hayranı olarak bu tanıma, Schmitt’in yaptığı gibi, devleti de katmamız gerekli diye düşünüyorum. Schmitt, “toplum; devlet olmayan, yer yer Kilise de olmayandır” diyor (Four Articles: 1931-1938 kitabının ilk makalesi, The Way to Total State. Orijinal ilk basım 1940, İngilizce çevirisi 1999). Ben bu tanıma tamamıyla katılıyorum. Bu durumda sivil kelimesini şu şekilde tanımlayabiliyoruz: Devlet ve din görevlisi olmayan kişi1.

Türkçedeki sivil tanımı bir savaş durumu tanımını andırır zira asker olmayanları sivil olarak betimler. Fakat şu nokta atlanır: Savaş sadece askerler arasında değil devletler arasındadır ve bir devletin çalışanı da askerle eş derecede düşmandır. Savaş durumunda din adamları bu asker-“sivil” ayrımında sivil tarafında yer alabilse de kelimenin tanımı gereği bu sadece savaş durumunda geçerli bir ayrımdır. Yani sivili asker, bürokrat/memur ve din adamı olmayan herkes olarak tanımladığımızda en doğru tanımı yaparız.

Üüncü kelimemiz örgüt/organizasyon. Türkçede örgüt kelimesi negatif anlamlara sahiptir ve genelde terörle özdeşleştirilir. Halbuki örgüt, bir amaç için bir araya gelmiş insanlar topluluğudur. İstisnaları olmakla beraber bir hiyerarşisi bulunur, amaç ortadan kalktığı zaman örgüt de dağılır.

Bunları bir araya getirdiğimizde şu tanıma ulaşırız:

Asker, bürokrat ve din adamı olmayanların, genellikle bir hiyerarşi içinde, toplumun genel çıkarı için belli bir amaca yönelik oluşturdukları örgüt.

Bu tanım bizi İngilizce tanıma ulaştırdığı gibi GERÇEK STÖ’lerin nasıl ve ne şekilde çalıştıklarını da göstermeye yarıyor.

Örneklendirelim: TEMA bir STÖ’dür. Amacı Türkiye’nin toprak kaybını azaltmak/durdurmak, yeşil alanını artırmaktır. Bir başkanı, yönetim kurulu, şubeleri, çalışanları ve gönüllüleri vardır. Türkiye yemyeşil olup erozyon sıfırlandığında TEMA’nın bir görevi kalmayacaktır.

AKUT bir STÖ’dür. TEMA gibi hiyerarşisi vardır. Bir arama-kurtarma örgütüdür. Arama-kurtarmaya ihtiyaç duyulmayacak günde AKUT’un da misyonu bitecek ve dağılacaktır.

LÖSEV bir STÖ’dür. Lösemili çocuklar artık olmadığında LÖSEV dağılacaktır.

Sivil Toplum Örgütlerinin İki Amacı

Verdiğim üç örnekte gördüğümüz üzere STÖ’lerin amaçları farklılık gösterebilir fakat amaçların genel bir tanımı yapılabilir: Toplum çıkarına, devletin eksik bıraktığı veya gücünün yetmediği alanlardaki eksikleri gidermek. Eğer Türkiye her lösemili çocuğu hayatta tutmayı başarabilecek, bu arada ailelerinin perişanlığını azaltabilecek bir durumda olsaydı LÖSEV olmazdı. Eğer devlet erozyonla gerçekten mücadele etseydi/edebilseydi TEMA kurulamazdı. Tekrar edelim: STÖ’ler devletin eksiklerini devlet olmayanların gidermek üzere kurdukları örgütlerdir.

STÖ’lerin bu amacının yanında ikinci bir amacı daha vardır: Devleti, eksiklerini devlet olmayanların gidermesinden kurtarmak. Yani bu eksikleri devletin kapatması için baskı yapmak, lobi yapmak.

Türkiye’de STÖ’lerin siyasi konularda konuşmasına fazlasıyla karşı bir grup var. Halbuki STÖ’lerin bir amacı da siyasetin içinde olmadan siyaset yapmaktır. Yani partizanlık veya ideoloji yoktur, toplumun genel çıkarları vardır. “Siyaset yapmayan” STÖ makbul değildir. Aksine, siyaset yapmayan STÖ varlık amacını bilmiyor demektir. AKUT çıkıp “deprem toplanma merkezlerine neden AVM yaptınız?” dediğinde varlık amacına uygun bir iş yapar, bu soruyu sormazsa varlık amacından sapmış olur.

Bu kadarından yazının son kısmını anlamış olsanız da anlayamamış olanlar için devam edelim.

Dini Cemaatler ve Sivil Toplum

Terimin tanımı gereği cemaatler sivil örgütler değillerdir. Cemaat, tanımı gereği dışlayıcı bir yapıdır. Bir cemaatin ya içindesinizdir, ya dışındasınızdır. O derecededir ki her cemaat kendi üyelerinin cennetlik olduğunu iddia edebilecek derecede kafayı yemiş durumdadır. Başka cemaatler de belki iyidir fakat fevkaladenin fevkinde olan kendi cemaatleridir.

Sadece tanımları değil işleyişleri gereğince de cemaatler dışlayıcıdır. Yalnız kendi gruplarının çıkarları için çalışırlar. Toplumsal/toplam fayda önemsizdir, grubun çıkarı önemlidir. LÖSEV gönüllüsü/çalışanı/başkanı lösemili olmayan birisi olabilirken bir cemaatin üyesi/başı o cemaatin “amacına uygun” birisi olmak zorundadır. Bu yetmez, STÖ’ler kurulduğu anda dağılmaya mahkumken cemaatler dağılmamak üzere kurulur.

Dahası da var: Bir kişi birden çok STÖ’nün üyesi olabilir ve bu çok normaldir. 15 milyonluk Hollanda’da adam başına 4 STÖ üyeliği düşer, toplum bu derece aktiftir. Bir cemaatte ise bu yoktur. “İki efendiye kul olunmaz”.

Son olarak, cemaate giriş kolayken çıkış zordur. Bir STÖ’ye istediğinizde girer, STÖ’den istediğinizde çıkarsınız. Cemaate ise istediğinizde girseniz de öyle kolay kolay istediğinizde çıkamazsınız.

Fenerbahçe

Bir kulüp STÖ olabilir mi? Tabi ki olamaz. Peki, neden?

Çünkü ortada kulübün başarısından ayrı bir amaç yoktur, bu da toplumun genel çıkarı demek değildir. Yani takım demek dışlayıcılık demektir. Dahası, bir takımın kuruluşu, bitişinin başlangıcı değildir. Başarılı olma arzusu sonsuza dek sürecektir. Yani ne kadar zorlarsak zorlayalım Fenerbahçe (ve taraftar) STÖ değildir ve olamaz. Bunu bir Fenerbahçeli olarak söylüyorum. Lütfen terimleri saçma sapan bir şekilde kullanmayın. Bu satırlar yazılırken 7 Nisan 2019 Ankaragücü-Fenerbahçe maçında gerideyiz, yeterince sinirliyim zaten. Bana da acıyın lütfen.

  1. Unutmayalım ki askerler de devlet görevlisidir.
Close Menu