Seçime Beş Kala

Aslında seçime dört kalmışsa da başlığı böyle atmak istedim.

Daha önce de demiştim, benim seçimle çok işim yok. Ondan üç yazı yazdım sadece. Dört kala da bir “wrap-up” yapayım, yazdıklarımı toparlayayım istedim.

İlk yazıda özetle Erdoğan’ın, olmaz ya hadi oldu diyelim, kaybetmesi durumunda koltuğunu bırakmamasının da masada olduğunu, ona göre davranılması gerektiğini söylemiştim. O yazıda kimlik siyasetinin haldır huldur devam edeceğini de söylemiştim. “Sönük” başlayan maratonunda Erdoğan bildiğimiz Erdoğan’a, hayvani bir medya karartması uygulanan Akşener’den kurtulduğuna emin olduğunda, döndüğünü gördük. Akşener’in başganlık seçiminde zerrece şansı olmadığına artık eminim yoksa Erdoğan bildiğimiz bölücü söylemlerinin şiddetini bu kadar artırmazdı. Yok fatiha okumazmış, yok bilmem ne. Zaten fatiha okuyunca düşüyor etin fiyatı, felak ve nas okuyunca yükseliyor liranın değeri.

İkinci yazıda özetle “ben olsam Akşener’e basardım zira bir umut olacaksa ancak o zaman olacak” demiştim. Anlatmaya gerek yok, Erdoğan’ın hali tavrından durumu görüyorsunuz. Televizyona bile çıkartılmayan Akşener varken bunun tek umut olduğuna artık eminim. Ha “İnce çalıştı, uğraştı da çıktı o programlara” diyecek kadar safsanız zaten size söyleyecek sözüm yok. Siz daha tek adamlık nedir, otokratik yönetim nedir, total devlet nedir onları anlamamışsınız hiç. Biraz rakibini (daha doğru tabirle düşmanını – zira lider için sizler birer düşmansınız) tanımamış kişilere ne anlatayım ben artık?

Üçüncü yazıda da özetle İnce’nin Akşener-Erdoğan kapışmasını izlemesi lazımken Erdoğan İnce-Akşener kapışmasını izliyor demiştim. Gördük ki bunlar beş benzemez sözünün karşılığı var (ki bunun Türkçede bir deyim olduğunu söylemeleri de ayrı tuhaf. Ne zamandır poker deyimleri bizim deyimlerimiz oldu). Erdoğan’ın sıkılacak bir kurşunu var demiştim, ne Menbiç mevzu, ne Kandil o kadar da konuşulmadı. Sağ kurtulunacak suikast hala masada ya, artık gerek kaldığını hiç sanmıyorum. Eğer öyle bir şey olursa bundan sonra, ardından bayağı sağlam bir “temizlik” yapılacağından emin olacağım.

İlk yazıdaki bir notu daha anıp bugüne geleyim: Erdoğan seçmeni “gölge etme başka ihsan istemez” diyecek dediydim. Görünen o ki bu da doğru. Evine domates alamayan insanlar hallerinden mutlu. Ekonomi ve özgürlük çıkışları para etmeyecek deme sebebim buydu, özellikle özgürlüklerden bahsetmek ters bile teper dedim, tepti de.


O meşum Haziran akşamında “kesin hile var” denileceğinden eminim. Erdoğan’ın işinin Temmuz’a sarkmayacağını düşünüyorum eğer Akşener lehine bir mucize olmazsa kalan günlerde. Erdoğancı tayfanın “yuh İnce’ye, Allah belanızı versin, Fethullahçı dinsizler” sözlerini tekrarladığı malum. Benim de dahil olduğum kimilerine göre her halükarda Erdoğancı olan taife %30-35 filan olsa da %10-15 bu aşağılık söylemlerden zerrece gocunmadı senelerce, şimdi de gocunmayacak bence. Ondan yolumuza bakmamız lazım.

Ben Sonbahar gibi bir temizlik bekliyorum zira bu ekonomi ve bu borç yükünü şimdiki gidişat kaldıramaz. Bir şeyler yapılmalı – ki ne faiz artırmak, ne “petrol, altın, gümüş rezervleri bulmak”, ne topluca kemer sıkmak yeterli olacak. O ara da Erdoğancı tayfa başını yiyeceği bir hedefe ihtiyaç duyacak. Artık Erdoğan kimi, nasıl, ne kadar ve ne şekilde hedef gösterir, ne yapar bilemem. Hala satın alamadığı Akşener bir alternatif olarak önümüzde dururken ezeli düşmanı CHP diğer bir alternatif olarak karşımızda. Ben oyumu hangisinden yana kullanacağımı bilemedim.

Hasılı, elde belki bir ihtimal varken onu kaçırmışız gibi görünüyor. “Şimdi Erdoğan alır, parlementoda muhalefet çoğunluk olur, sonra erken seçime gidilir, Erdoğan da gücü kaybeder” senaryosuna inananlardansanız eyvallah. Ben bu senaryoyu da yemiyorum. Öylesi bir durumda 1 Kasım’ı yaşarız gene. Şöyle örneklendireyim: Almanya’nın 1934’te yaptığı referandumu biz şimdi yapıyoruz. 34’ten sonraki tek seçim 1936’da oldu Almanya’da. Bizde durumlar farklı olacak diyorsanız neye göre farklı olacağını söyleyin, ben de bileyim, ben de umut sahibi olayım.

Yanlış çıkmayı umsam da görüntü, bence, bu şekilde. Tepetaklak giden ekonominin daha da beter savruluşunda önce yiyecek yemeğinizi, sonra belki canınızı (ama mutlaka malınızı) garantiye almanın yollarını arayın. Bu yazıyı umutsuzluk olarak görebilirsiniz fakat ben umudumla gerçekleri ayırmaya çalışıyorum elden geldiğince. Dilerim benim gördüğüm ve anladığım şekilde değildir gerçekler ve Türkiye’nin toparlanmaya başlaması hem daha kısa sürede başlar, hem daha az yıkımla başlar, hem de daha kısa sürecek olur.

Yorum Yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Footer