(Bu satırlar 3 Nisan’da, TSİ 13:00’te, oylar tekrar sayılmaya devam ederken yazılmaya başlandı)

2019 seçimleri hakkında şunu yazmıştım ve beklentim tuttu gibi: 2018’den farklı bir şey olmaz dedim, olmadı da. Ankara’da Mansur Yavaş’ın alacağını hepimiz bir şekilde biliyorduk fakat İstanbul’da İmamoğlu benim aklımda yoktu zira 2018’de %51 Erdoğan’a verdi ve böyle sınırda bir yer hakkında bir fikir sahibi olabilecek konumda değilim. Bunun da basit bir sebebi var: Eskiden askerini kutsal gören bir millet kendi erini öldürebilecek hale gelmişken kimsenin bu toplumu tanıdığına inanmıyorum.

Seçimin iki galibi var gibi görünüyor. Birisi Erdoğan, verdiği kimliğin hala işe yaradığını gördü ve gösterdi. İkili bir yarışa girse bu yarışı (ülkede hiçbir şeyin değişmediğini varsayarsak) kazanabileceğini söyleyebiliriz.

İkinci kazanan, onlarca yıl sonra, CHP. Erdoğan’ın Anglo-Sakson sistemine benzetmeyi istediği Türk “demokrasisi” iki (artı Kürtler) kutuplu olunca, “solda” da “en büyük” (veya alternatif) parti konumunda da bulununca mecburi adres olarak karşımızda kalmasının ekmeğini büyük oranda yedi.

Kimilerinin, belki çoğunluğun aksine MHP’nin kazanan olduğunu düşünmüyorum. Bunu seçimden bağımsız iki sebeple söylüyorum. Öncelikle MHP’nin başında akıl sağlığından şüphe duyduğum birisi var ve söylem ve eylemleri AKP’ye rahmet okutacak seviyede. İkincisi, bir partinin diğer partinin yancısı olması nedeniyle “abiye” kızanların “küçük kardeşe” gitmelerinin ne kadar küçük kardeşin başarısı olduğunu bilemeyiz.


Şu noktayı atlamamalı ve unutmamalıyız: İstanbul mevzu çok çetrefilli görünüyor. İmamoğlu geri adım atmıyor, Erdoğan ise yine ortalıktan kayboldu. Erdoğan ne zaman ortalıktan kaybolduysa geri dönüşü “muhteşem” oluyor. 2013 Haziran’ında Gezi Parkı süreci veya 2015’te beğenmediği seçim sonrası olanlar ilk anda aklıma gelenler. Ondan ben bir şeyler bekliyorum kendisinden. Bakalım bu sefer ne kötülükler göreceğiz?


Bu seçim hakkında yanlış olduğunu düşündüğüm iki bakışa kısaca değinmek istiyorum. Bunların ilki, ekonominin %66’sının AKP’ye hayır dediği düşüncesi. Bu fazla indirgemeci bir bakış gibi görünüyor bana. Ülke hasılasının belki yarısına hakim İstanbul’un yarısı hala Erdoğan diyor iken İstanbul’u komple “kırmızı” tarafa yazmanın bir mantığı yok.

Dahası da var. 2018’de Erdoğan 59 milyon toplam seçmenin 26 milyonunun oyunu aldı. Bu, tüm seçmenlerin %44’ü demek. Yetmiyor, yine aynı seçimde Erdoğan’ın İstanbul’da birinci çıktığını görüyoruz. Yani Erdoğan miti devam ediyor.

Son nokta da şu olsun: 2018 genel seçimlerinde Bartın’da AKP birinci parti çıktı, bunu da 127.000 oyun 60.000’ini alarak yaptı. Yerel seçimlerdeyse belediye başkanı olan Cemal Akın sayesinde MHP yine birinci parti oldu. Hal buyken ne olduğunu ve ne istendiğini yekten söyleyebilmenin imkanının olmadığını düşünüyorum.


İkinci konu, üzerine tekil bir yazı yazacağım için özet geçeceğim bir konu. Bu seçim refere edilerek “artık eyalet sisteminin vakti gelmiştir geçmektedir” deniyor – ki bunu dillendirenlerin kahir ekseriyetinin önceden de bu fikri savunduğunu biliyoruz.

Benim temel hareket noktam şu: Eyalet kime yarar sorusuna cevap olarak Erdoğan sayabildiğim isimlerden biri değil. Gavurcada gerrymandering denilen bir terim vardır, seçim bölgelerini, bu bölgeleri şekillendirme gücüne sahip olanın kendi çıkarlarına göre şekillendirmesini anlatır. Erdoğan senelerdir bunun alasını yapmakta, muhalif olanların hayrına olmayı geçtim, hayrına olma ihtimali bulunan şeylerden dahi uzak durmaktadır. Bu tevafuk değildir, bu bilinçli bir seçimdir.

Dahası, eyalet sistemindeki temel mantık merkezde bir anayasanın bulunması, yerelde ise eyaletlerin kendi yasalarını yapmalarıdır. Sizce bunu muktedir ister mi? Konu sadece vergi konusu da değil. Eyalet bütçelerinin kontrol dışında kalacak olması, yerel yapılanmada merkezin söz hakkının azalması gibi konular da var. Yani eyalet, vakta ki Türkiye’de yapıldı, olacak olan tıpkı “başkanlık sistemimizdeki” gibi Türk tipi olur. Yerele söz hakkı verilmez, merkez her yeri yönetmeye devam eder. “Bunun nesi eyalet” denirse de eyalet valiliği gibi bir makam çıkar, konu kapanır.


Önceki yazıdaki notumla bitireyim: Seçimler daha yeni bitti. Üzerinden biraz süre geçmeden neler olacağını bilemeyiz. Ben, Erdoğan’ın Türkiye’ye kasıtlı ve bilinçli bir şekilde zarar vermeye çalıştığı bakışı üzerine fikirlerimi geliştiriyorum ve bir konuda anlık olarak yanılsam dahi bu temel argümanım yanlışlanmıyor, yanıldığım konuda da her zaman beklediğimden daha kötüsü yapılıyor veya söyleniyor. Bu nedenle bu bakış üzerinden sizin de kendi fikirlerinizi oluşturmanızı tavsiye eder, konudan bağımsız ama söylemek istediğim son sözle bu yazıyı bitiririm:

Erdoğan çoklarının başını yiyecek fakat kendisinin başını yiyenler kendi “evlatları” olacak.

Close Menu