Sanırım süreci hepimiz biliyoruz (veya hatırlayabiliriz). 31 Mart akşamı, her zamanki gibi AKP %5.000’den başladı, sonra oyu giderek azaldı. Önce Ankara’da Özhaseki önde giderken Mansur Yavaş öne geçti ve “rahat” bir galibiyet aldı. Hayatımda MHP’ye ilk ve son defa oy atma sebebim olduğu için Yavaş’ın seçimin galibi olmasından mutluluk duydum.

Öte yandan haberleri izlemeye devam ettik. Önce Binali Yıldırım lehine olan fark azaldı, arada 4.000 civarı fark varken de ilerleme durdu. AKP’nin işine gelmeyen her olayda olduğu gibi birden Anadolu Ajansı bilgi alamamaya başladı. Derken bir anda Yıldırım “seçimi kazandık” dedi, “ben başkanım” dedi, birden %75 olan açılan sandıklar %100 oldu ama ne oy sayıları, ne oranlar değişti. Sonra İmamoğlu çıkıp “ben öndeyim” dedi, YSK’ya top atılınca Sadi Güven “İmamoğlu önde, AA da işini adam gibi yapsın” dedi. 1 Nisan’a geldiğimizde “sandıktan” çıkanın İmamoğlu olduğunu gördük her ne kadar Yıldırım “seçildiği için” İstanbul’u afişlerle donatıp şehirlilere teşekkür etmiş olsa da.

Fakat hikaye burada bitmedi, aksine başladı. AKP’liler en iyi bildikleri işi yaptı: Çarpıtma ve yalan. Ankara’yı kaybetmeyi göze almalarına rağmen İstanbul’da sonucun aynı şekilde olacağını tahmin edemediklerinden ne diyeceklerini şaşırdılar:

  • Kimisi CHP’nin (ne hikmetse sadece İstanbul ve Ankara’da) hile yaptığını söyledi. İlk yönlendirilen algı bu oldu. CHP’nin hile yapacak kadar aklı ve organizasyonu olduğuna inanan gerçekten var mıdır çok merak ediyorum.
  • Kimisi oy hırsızlığı dedi, oylarımızı sildiler dedi.
  • Kimisi olayı direkt kabullendi, bu medyayla bu kadar dedi.
  • Kimisi bunun MOSSAD’ın, CIA’nın, Fethullahçıların, UFO’ların ve MHK’nın oyunu olduğunu söyledi.
  • Kimisi yarı kabullenerek “İmamoğlu gelsin de iş yapabiliyor mu görelim” dedi.
  • Kimisi AKP ve Erdoğan ayrıdır, Erdoğan AKP’yle bağını koparmalıdır, parti kendine zarar veriyor diyerek ne şiş yansın ne kebap moduna girdi.

Ben bunu önce şuna yordum: İstanbul’un ellerinden çıkmasını beklemiyorlardı, bu nedenle de buna hiç hazırlanmadılar. Şimdi evrak yok etme, kayıt silme aşamasındayız. Beraberinde baaaağzı vatan-din-millet hizmetkarı vakfa, derneğe, kulübe, şirkete filan birkaç yıllık sponsorluklar, yardımlar, hibeler filan da veriliyordur. Bunu şu şekilde destekliyor olurdum bugün, eğer aynı fikirde olsaydım:

  • Ankara’da CHP’ye kaybedildi, mazbata hala verilmedi.
  • Antalya’da CHP’ye kaybedildi, mazbata hala verilmedi.
  • Artvin’de CHP’ye kaybedildi, mazbata verildi.
  • Bilecik’te CHP’ye kaybedildi, mazbata verildi.
  • Bolu’da CHP’ye kaybedildi, mazbata verildi.
  • Çankırı’da MHP’ye kaybedildi, mazbata verildi.
  • Erzincan’da MHP’ye kaybedildi, mazbata verildi.
  • İstanbul’da CHP’ye kaybedildi, mazbata verilmedi.
  • Kütahya’da MHP’ye kaybedildi, mazbata verildi.
  • Ardahan’da CHP’ye kaybedildi, mazbata hala verilmedi.

Yani Ardahan hariç mazbata verilen yerlerin tümü ya MHP belediyesi, ya da rantı az yerler. Evet, evrak imhası sürüyor olabilir fakat tonu hala düşmeyen bir şekilde CHP’nin hırsızlıkla itham edilmesi sadece evrak silinmesiyle açıklanabilir değil.

Ne oluyor o halde? Bilmiyorum. Tekrar sayımda AKP’nin almasının pek olası olmayacağını Sadi Güven’in konuşması nedeniyle kestirebiliyorum. Peki, seçimi yenileyebilirler mi? Aklıma bu geliyor. Önce “yasa var kardeşim” diyorum, sonra anayasayı takmayan bir hükümetin yönetimde olduğunu hatırlıyorum. Ondan bu ihtimalin masada olmaması gerekliyken masada olduğuna inanıyorum.

Bunu yapabilirler mi? Bence yapmamaları için bir sebep yok ama bu sefer mızrak çuvala nasıl sığacak, onu bilemiyoruz. Bunun için açık şaibe gerekli. AKP’lilerin konuşmasından bir şaibe aradıklarını, bulamazlarsa uydurmaya çalışacaklarını düşünebiliriz. Fakat zaten ekonomi kötüyken buna girişilebilir mi?

Olmaması için bir sebep yok. Bunu da şuna bağlıyorum: Erdoğan’ın ortadan kaybolduğu üç zamanı hatırlayın. Birinde geldi, polisler ve “gerektiğinde polis ve asker olanlar” gencecik çocukları öldürebildi (Gezi Parkı zamanı, Haziran 2013). Birinde geldi, “size hükümet filan yok, yeni seçim yapacağız” dedi, sonra bir sene her ay bir yerlerde patlama oldu, birileri öldü (genel seçimler zamanı, Haziran 2015). Birinde ortadan kayboldu sonra Facetime’da yüzünü gördük, cadı avı başladı (“darbe” zamanı, Temmuz 2016).

Şimdi Erdoğan yine ortalarda yok. Yine o zamanlardaki gibi altındakiler var. Fakat, o zamanların aksine, Erdoğan’ın yanında artık kimse kalmadı. 2013’te henüz Fethullahçılarla araları kötü değildi, Arınç filan çıkıp gerginliği azaltalım gibisinden konuşabiliyordu. 2015’te Davutoğlu vardı, sözde bir ay boyunca koalisyon için görüşmeler sürdü. 2016’da ise kimse kalmadı, o gün bugündür de elindeki en yetişmiş insanlar Soylu, Albayrak filan.

Erdoğan ortaya çıktığında ne diyecek? Önceki deneyimleri düşününce ortalığı gerecek bir şeyler yapmaması için bir sebep yok ve ben bu gerçekleşirse hiç şaşırmayacağım. Bunu da iki şekilden biriyle yapabilir: Yıldırım kazandı diyerek veya seçimi iptal edip Haziran’da tekrar seçime giderek.


En kötü senaryomuz ise şu: CHP örgütüne ve seçmenine ilçe seçim kurullarında nöbette olmasını salık veriyor. Böyle bir ortamda, partisi fark etmeksizin bir kişinin yaptığı “hatanın” sonucunun ne olacağını sanıyoruz?

Korkuyorum. Hem de çok.


Lütfen şu basit gerçeği unutmayın: Konu AKP ise, Türkiye’nin aleyhine olacak bir şey varsa o yapılır. Hiçbir kişi her eyleminde yanlışlıkla, saflıkla, kandırılmayla veya fark etmemekle kötülük yapamaz, bu ancak bilinçli bir şekilde yapılır.

Elimizdeki en iyi ihtimal, belediye başkanlarının iş yapamaz hale gelmesini sağlayıp bunları kötülemeleri, sonrasında ya görevden alıp yerine başka birilerini yerleştirmek ya da bunların sinmesini beklemeleri oluyor. Bu ne kadar olası? Bunu yakında göreceğiz. Eğer (istemediğim ama sandığım üzere) en kötüye hazırlanıyor veya en kötüyü umuyorlarsa şimdiden hepimize geçmiş olsun.

Her halükarda meşruiyeti sıfır olan bir partinin gayrımeşru eylemlere girişmesini bekleyebiliriz. Sonucunun neler olacağını göreceğiz. Önceki yazıda da söylediğim gibi: Üzerinden birkaç ay geçmeden bu seçimin sonuçlarının ne olduğunu anlamamıza imkan yok. Boş yere şimdiden sevinmeye de, üzülmeye de gerek yok.

Close Menu