“Meral Ana Gelecek, Dertlerimiz Bitecek” Mi?

Kılıçdaroğlu’nun beş para etmez biri olduğunu çeşitli olaylarla gördük. En basitinden olaylı “referandum” gecesi yaptığı “açıklamayı” hatırlayın. Ne dedi? “Yasa şöyle diyor ama YSK bunun aksine karar verdi”. Sonra? Bu kadar. Ne güzel dedi oradaki gazeteci bir abla: Kemal Bey kaçmayın.

Kemal Bey kaçtı. Kemal Bey’in diyeceği tek şey vardı: Anayasa değişikliği, hele ki böylesi bir anayasa değişikliği hiçbir şaibeye sahip olamaz. Bu referandum sonucunu kabul etmiyoruz.

Demedi.

Ben 2016’daki Atatürk Havalimanı saldırısından sonra mecliste bulunan herkesten umudumu kestim. İktidarın satılmış olduğunu biliyorduk zaten, muhalefetin de satılmış olduğundan kati şekilde emin oldum (o gün yazdığım yazı için buradan buyrun). O gün bugündür de fikrim değişmedi zira hep dedim ki “eğer siz siyaseti toplumdan uzaklaştırırsanız toplum sokağa inmek zorundadır”. Eh, sokağa inenin terörist ve vatan haini olduğu bir yerde, hele bir de OHAL ve 2015’te geçen iç güvenlik paketimiz varken elimizde, sokak hareketi beklemek saçma oluyor. Hele bir de herhangi bir harekete “meşruiyet” katacak siyasi destek de yoksa kim, ne şekilde, nasıl hareket etsin?

Kılıçdaroğlu tüm bu mevzunun göbeğinde yer alan isim. “Sessiz güç” hep sessiz ama hiç güçlü değil – bizden ayrı tabi. Bize karşı güçlü. Bize karşı herkes güçlü zaten. Ondandır “örgütlenmek zorundayız, birbirimizi bilmek ve tanımak zorundayız” demem.

Uzattım, sadede geleyim.

Kılıçdaroğlu neden İnce’yi “ortaya saldı”? Beni düşündürmeye başladı bu. Akşener’in oyun bozucu olduğunu düşünmüştüm başta biraz ya, konuşulan ismin gerçekten Gül olduğunu Karamollaoğlu söyledikten sonra Akşener’in çok iyi ettiğine ikna oldum.

İyi de Kılıçdaroğlu neden Gül derken İnce dedi birden? Zannederim okuduğum az sayıda isim haklı: Amacı Akşener’in ortada kalmasını sağlayıp Erdoğan’ı yine tek adam yapmak. Yoksa Gül gibi dengesiz bir seçim yapıp ardından İnce demek bana iyi niyetli birinin hareketi olarak görünmüyor – ki Kılıçdaroğlu’nun iyi niyetli olduğuna filan uzun süredir inanmıyorum zaten.

Bu durumda garip bir paradoks oluşuyor: CHP’nin görece iyi ismi İnce’yi ortada bırakmak lazım ki Kılıçdaroğlu’nun oyunu bozulsun zira ikinci tura kalacağı dahi garanti olmayan bu seçimde olası bir İnce-Erdoğan eşleşmesi demek zaten Erdoğan sultanlığının resmen kuruluşu demek – sanki bugün Erdoğan sultanlığı yokmuş gibi. Dahası, İnce’nin CNN Türk’e ve bugün Habertürk’e çıkacak olmasından hepten inandım ki Erdoğan da İnce-Erdoğan kapışmasını istiyor. Gezi zamanı bize terörist ve vatan haini diye bakan ve böyle gösteren kanalların birden İnce’ye yer vermesini başka türlü açıklayamıyorum.

Yani “Meral Ana gelecek / Dertlerimiz bitecek” demek Kılıçdaroğlu’nun da dahil olduğu oyundan kurtulmak için bir yol gibi görünüyor. Arada İnce’nin harcanmasıysa kötü kaderiymiş diyelim. Ben, sanırım, 2016’da “evete basar, belayı ertelerdim, o arada kaçabilenin kaçması için zaman tanırdım” dediğim gibi bu sefer de “Meral’e basar, bela başımıza gelecekse de gelsin” derim. Ha bu benim fikrim, benden kimsenin fikir almasına da gerek yok. Siz bildiğinizi yapın. Ben, her zamanki gibi, aklıma gelen soruları soruyor, şüphe, çekince ve fikirlerimi sunuyorum.

Şimdi sorular şunlar:

  1. Erdoğan olası bir mağlubiyette koltuğunu bırakır mı yoksa kaybettiği kontrolüyle koltuğuna yapışır mı? Ben hala Erdoğan’ın koltuğunu bırakmayacağına inanıyorum. Olası bir Akşener-Erdoğan kapışmasında ülkede neler olacağını gerçekten merak ediyorum.
  2. Akşener Erdoğan’dan ve “MHP’den” yeterince oy çalar mı? Valla İnce’ye Erdoğancıların oy vermeyeceği garanti olduğundan eğer hala siyasetten umudunuz varsa bu ihtimali değerlendirmek zorundasınız gibi.
  3. Akşener de manyağın biri çıkarsa? O kadar şanssızsak yapacak bir şey yok. Zaten Erdoğan’ın yaptıkları nedeniyle önümüzdeki 50 sene düzgün bir ülke olma, önümüzdeki 20 seneyse biraz düze çıkma ihtimalimiz yok. Ondan ben herhangi bir değişimde de, özellikle kısa vadede, olumlu sonuçlar beklemiyorum.

Daha başka sorular sorulabilir belki ama benim aklıma ilk anda gelenler bunlar. Erdoğan denen bölücülükten nemalanandan ve şürekasından başka birilerine verdikten sonra oyunuzu, bence kime verirseniz verin. Ama şu sahip olduğum şüpheleri siz de bir düşünün, yanlışsam da lütfen söyleyin. Yok eğer doğruysam da kaderimize yanalım. Hükümetimiz ihanet içinde, muhalefetimiz onların yancısı. Ne acı…

(Yazıdan 2-3 gün sonra gelen not: Temel fikrimi sunmayı unuttuğumu fark ettim. Temel fikrim şu: Bu millet in kahir ekseriyeti şu üç hasletten birine sahip değil: Mantıklılık, rasyonalite, ahlaklılık. Böyle bir ortamda demokrasiden de, seçimden de bahsedemeyiz normalde fakat bizler oyun oynamayı sevdiğimiz için ülkemizde demokrasi var[dı] diyoruz. İşte, o ki demokrasiyle alakalı bir ortam yok, ve o ki ahlak beş para eder değil, demokratik olanın da, ahlaklı olanın da, mantıklı olanın da “kazanma” ihtimali olmaz. İşbu yazıyı bu minvalde değerlendirin. Benimki iyi-kötü/kötü-kötü karşılaştırması işte bir yerde.)

Yorum Yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Footer