Amerikan Doları 2015 yılı sonuna doğru 3 liraya ulaştığında pek çok kişi daha önceden söylemekte oldukları sözleri daha yüksek sesle tekrar etmeye başladılar: Ekonomide yapısal değişikliklere ihtiyacımız var. Ülkemizin ekonomik gidişatı iyi değil, ekonomi politikalarımız doğru değil. Bizlere ülkenin gelişmesini çekemediğimiz, vatan haini olduğumuz, muhalif olduğumuz için yalanlar uydurduğumuz söylendi.

Sonraları Ocak ve Kasım 2017’de 4 lira sınırının kıyısından dönen Dolar; Nisan 2018’de 4, Ağustos 2018’de 5 ve yine aynı ay içinde 6 ve 7 lira sınırlarını da aştı ve cumhuriyet tarihinin zirvesini 7.02 Lira ile görmüş oldu. Başka bir deyişle 3 Liradan 4 Liraya 2.5 senede yükselirken 4 Liradan 5 Liraya 4 ayda, 5 liradan 7 liraya ise yalnızca 12 günde yükseldi.

Bu dalgalanmanın şekline ve seyrine baktığımız zaman bir spekülasyon olduğu açık ve reddedilemez bir gerçek. Erdoğan’ın ve çevresindekilerin bu söylemine katılmak zorundayız. Öte yandan Erdoğan’ın gözünü kapattığı gerçekleri de kendisinin görmesi gerekli: Türkiye ekonomisinin yapısal değişime, Türkiye siyasetinin de normalleşmeye ihtiyacı var ve bunu sağlayabilecek tek kişi, tüm erkler elinde olduğu için, Erdoğan’dan başkası değil.


Liranın geleceğine bakmadan önce geçmişine biraz bakıp tahminler yürütmeye çalışalım.

xe.com sitesinden alınan yukarıdaki grafik, Liranın spekülasyon olmasa dahi uzun süreli fakat üstel bir değer kaybında olduğunu bize gösteriyor. Üstel değer kaybı, zaman geçtikçe zamanın karesi kadar değer kaybını ifade eder. Bir birim zamanda 12, iki birim zamanda 22, üç birim zamanda 32… değer kaybı anlamına gelir. Yani zaman 1-2-3 şeklinde artarken değer kaybı 1-4-9 şeklinde artar.

Lütfen son bir aydaki spekülatif hareketleri gözardı ederek üstteki doğru ile aşağıdaki doğruyu kıyaslayın:

Graph of Exponential Growth Function

Bu iki doğrunun benzeşmesinin anlamı şudur: Lira, bugünkü spekülatif durumun üstesinden gelebilsek bile biz gidişatımızı değiştirmediğimiz sürece bugün ulaştığı seviyelere ulaşacak, yani değer kaybetmeye devam edecek, hem de gittikçe artan bir şekilde bunu gerçekleştirecektir.

Bunun sebebi nedir? Bunun sebebi, uzun süredir tekrarlanan Türkiye’nin yapısal değişim ihtiyacıdır. Peki, yapısal değişim ne demektir?

Investopedia yapısal değişimi “bir endüstri veya pazarın işleyişinin değişimi” olarak tanımlıyor. Bu işleyiş çok çeşitli nedenlerle değişebilir:

  • Birleşik Arap Emirlikleri olabilir ve petrolün yanına/yerine başka gelir kalemlerine sahip olmak isteyebilirsiniz. Sonuç olarak Dubai’yi bir turizm merkezi yapmaya çalışırsınız.
  • Amerika olabilirsiniz. Üretiminizi insanlar yerine makinelere bırakmaya çalışabilirsiniz.
  • Almanya olabilirsiniz. Doğalgaz ve petrole olan bağımlılığınızı azaltmak için coğrafyanız o kadar da müsait olmasa dahi rüzgâr ve güneş enerjisine yatırım yapıp neredeyse tüm ihtiyacınızı bu şekilde giderebilirsiniz.
  • Türkiye’de Bursa olabilirsiniz. Dokumacılığı kenara koyup otomobil montajına yoğunlaşabilirsiniz.

Görüleceği üzere yapısal değişimin üç ayağı bulunuyor:

  1. Merkezi otorite (yani devlet, yani hükümet), teşvik ve köstekleri ile belli sektörlerin daha fazla gelişmesini veya ortadan kalkmasını sağlar. Yani devlet, ekonomi politikasını değiştirir. Türkiye’de ihale kanununun her nefes alış verişimizde değişmesi bunun güzel bir örneğidir3.
  2. Kaynaklar, yurt içi veya dışı pazarlar, eldeki insan kalitesi… değişir ve buna uygun olarak artık kâr getirmeyen veya zarar eden işleyişten başka sektörlere geçmeye çalışabilir veya sektörde yenilik yapma yoluna gidersiniz. Yani değişen dünyaya ayak uydurup değişirsiniz.
  3. Devletin kendi sorunları olur. Belki şirket kurmak zor olur, belki şirketi sürdürmek. Belki ülkenin işleyişi, ekonominin gelişmesine izin vermez. Bu gibi durumlarda devlet kendisini değiştirir ve insanların rahat bir şekilde ekonomik faaliyette bulunabilmesini sağlar.

Türkiye’de uzun süredir yapısal değişiklikten bahsedilmesinin çeşitli sebepleri var. Bunların başında iktidarın bulabildiği tüm parayı inşaat sektörüne yatırması geliyor. Dünyadaki parasal genişleme (yani normalden daha fazla para basma, bu arada basılan paranın değerini azaltma ve ilgili paranın egemen olduğu ülkede enflasyonu artırma) döneminde bulunabilen kredilerin büyük çoğunluğunun yol ve bina yapımına harcanması, günlük olarak gelişme ve büyüme gibi görünse de geleceğe dönük bir artı sağlamaz. İnşaat yapılırken ekonomi büyür fakat inşaat bittikten sonra ekonomiye bir fayda sağlanmaz. Ne yazık ki ülkemiz ekonomisi uzun süredir inşaat sektörü üzerinden yürüyor ve Erdoğan’ın açıkladığı 100 günlük program ve Albayrak’ın yeni ekonomi modeli bunun değişmeyeceğinin sinyallerini veriyor. Yani en büyük sorunumuzu çözmeye yanaşmıyoruz ve bu, Liranın üstel şekilde değer kaybetmesinin devam edeceği anlamına geliyor. Türkiye, ekonomisini inşaat yerine hem bugün, hem yarın gelir getirecek sektörler üzerine kurmalı.

Türkiye’nin önemli bir diğer sorunu, siyasete ve devlet kurumlarına olan güvendeki düzenli azalış. Örneğin başkan Erdoğan, yakın zamanda büyük yatırımların tek muhatabının cumhurbaşkanlığı olacağını söyledi. Bu, kurumların ve bürokrasinin değil tek adamın ekonomiyi yöneteceği anlamına geliyor. Benzer şekilde keyfi olan (veya keyfi görülen) gözaltılar, tutuklamalar ve cezalar, hukuk sistemine olan güveni azaltmakta. Liranın 2015’ten başlayarak önceki dönemlere kıyasla daha fazla değer kaybetmesinin sebebi temelde budur. Ülkenin kurumlarına olan güvenin azalması ve üretimsiz tüketim nedeniyle lira süreçten güçlenerek değil zayıflayarak çıkmıştır. Türkiye’nin devlet yapısını normalleştirmesi, sadece yatırımcılara değil vatandaşlarına da güven verir hale gelmesi gerekli.


Erdoğan 100 günlük planını açıklar, Albayrak ekonomi modelini sunarken kimi beklentilerim vardı ve hiçbiri gerçekleşmedi. Bu son kısımda benim beklediğim politikalardan bahsetmeye başlamadan da ekleyeyim: Üstteki iki dönüşümün ikincisi gerçekleşmediği sürece Lira spekülasyona açık olacak, ülkemizin gelişmesi ise hiçbir zaman potansiyeli ölçüsünde olmayacaktır. Yani Türkiye’de devletin ve kurumlarının normalleşmesi, sadece yatırımcılara değil vatandaşlarına da güven vermesi gereklidir. Bununla beraber aşağıdaki birkaç politika ilk dönüşüme, yani ekonomide yapısal değişikliklere örnektir ve bunlar tartışılabilir:

  • Tarıma artırılmış, düzenli ve düzgün destek ve doğru tarım politikaları. Türkiye muhteşem bir coğrafyada yer alıyor fakat üretimimiz olması gereken konumda değil. Özellikle son dönemde gördüğümüz üzere spekülasyona açık bir ekonomisi olan bir ülkenin tarımda yetersiz olması, (olası) zor şartlarda ülke halkının aç kalması anlamına gelebilir. Bu tehlikeye karşı önlem olmasının yanında Türkiye’nin tarıma yapacağı destek, yurt dışına çıkan paramızın en azından bir kısmını ülkede tutacaktır zira olanca üretim potansiyelimize rağmen buğdayı, Erzurum-Kars Platosu gibi bir bölgemize rağmen kırmızı eti ithal ediyoruz. Ülkemize, insanımıza yazıktır.
  • Yeni dünya, yazılımcıların ve istatistikçilerin üzerinden inşa ediliyor. 100 günlük kısa vadeli planda olmamış olsa da en kısa sürede yeni dünyadaki en önemli ihraç mallarından birinin üreticilerine, yazılımcılara ve istatistikçilere eğilmemiz, kendilerine daha fazla sahip olabilmemiz sadece ülkemizin yararına olmayacak, yurt dışına çıkıp orada çalışan çocuklarımız bizim elçilerimiz olacaktır.
  • Yeni neslin fikirlerini uygulayabileceği bir ortam oluşturmamız, ülkemizin bugününden çok yarınına yapacağımız çok önemli bir yatırım olacaktır. Türkiye, çok güzel beyinlere sahip olan bir ülke fakat uzun süredir bu beyinlerini kaybediyor. Bu beyinleri ülkede tutabilirsek, yani bu beyinlerin rahatça yaşayacağı ortamı kendilerine sunabilirsek Türkiye çok büyük değişiklikler geçirecektir. Burada ise şu sorun bulunur: Bu beyinlerin pek çoğu yurt dışında eğitim aldılar, alıyorlar, alacaklar ya da almak istiyorlar. Erdoğan ise bir seferinde kendilerinin ajan haline geldiklerini söyledi. Günlük siyasi kazanç için ülkenin geleceğini çalmamız, vatana ve millete yapabileceğimiz en büyük kötülüktür.

Daha pek çok öneri getirilebilirse de en kısa vadede yapılması gerekenlere üç örnek yukarıda andıklarım olabilir. Burada soru şu olmaktadır: Siyasi iktidar, yani Erdoğan, ülkenin gelişmesini istemekte midir, istememekte midir?

100 günlük plan, Erdoğan’ın ülkenin gelişmesini o kadar da istemediğini göstermekte. Umarız ki en kısa zamanda siyasi ikbal için yapılan yanlışlardan vazgeçilir ve ülkemizin geleceği kurtarılır. Aksi takdirde, girişte andığım üzere, bugün bir anda Dolar/Lira paritesi 4 liraya düşse dahi gidişatın değişmemesi nedeniyle üstel artış devam eder ve Doların, bu sefer spekülasyonlardan bağımsız bir şekilde, 6-7 liralarda seyrettiğini görürüz.

Close Menu