Çok uzun yazmaya gerek yok aslında. Bu yüzden kısa keseceğim.

İstanbul depremi sessiz çığlıklarla yaklaşıyor. Silivri açıklarında, yerin 12 kilometre altında 5.7’lik bir deprem oldu; insanlar ne yapacağını şaşırdı. Doğu-batı hattında incecik bir şeride sıkışmış bir şehir var elimizde. Biraz aklı, izanı, insafı olan bir kişi bile ufacık bir alana sıkışmış on beş milyondan fazla, gerçek sayısını kimsenin bilmediği milyonların ölümü beklediği bir deprem bizi beklerken bu şehirde daha büyük sorunların olduğunu düşünemez. Bir de İstanbul’un tek başına ülkenin nüfusça neredeyde dörtte biri, ekonomi olarak yarısı, kültür olarak belki dörtte üçü olduğu eklenince bu şehri kurtarmanın sadece şehrin değil ülkenin sorunu olduğunu anlar.

Yani Bilal olsa o bile anlar bak. Bilal bile. Ve biliyoruz ki babası Bilal’den daha fena durumda değil.

Bir resim binlerce kelimeye bedel demişler. Bir resme bakalım:

Burası Güngören. Var olan azıcık boş alana yapılanlar klasik: “Lüks” evler ve AVM. Öyle ki iki AVM arasında toplam beş yüz metre var yok. Yürüyerek, Google’a göre 8 dakika:

Yetti mi? Yetmez. Gelin bir de devlete göre deprem toplanma alanı olan bir yere bakalım:

Üçgen içindeki, normal bir günde yirmiyi dahi geçtim, on kişinin oturamadığı bu “dinlenme alanı”, bilmem kaç hanenin sığınacağı yer olacakmış.

Bunun anlamı nedir?

Lamı cimi yok: Bu, ihanetin daniskasıdır. Bu hainliktir. Bu, insanları öldürme amacı taşımaktır. Bu, memleketin mahvolmasını dilemektir, istemektir, amaçlamaktır, arzulamaktır.

Tekrarla söyledim, bir daha söyleyeyim: Türkiye, bir hainler şebekesi tarafından yönetilmektedir ve bu hainleri destekleyen milyonlarca küçükbaş hain vardır.

Mevzunun Montreaux (Montrö), ekoloji ve ekonomi tarafları benim görece daha az bilgili olduğum ve daha sıkça konuşulan tarafları. Daha Eylül sonunda gerçekleşen depremi unutan, kendi canını önemsemeyen bu millete bir daha bilvesile hatırlatmak istedim.

Son bir sözle bu kısa yazıyı noktalayayım: Krizdeki Türkiye’de “bana ne ulan, kanal yapacağım” diye gezmenin bence tek bir anlamı vardır: Bir büyük ihale daha patlatıp bilmem kaç kişiyi trilyarder etmek istiyoruz. Ne de olsa bizden sonrakiler de öküz olacak, devr-i sabıktır deyip bizim yaptığımız olanca usulsüzlüğü ve yasadışılığı yargı önüne getirmeyecek. Hoş, getirseler ne olacak? Hakimler bizim. Zaten güçten düşersek Türkiye’de pek kimsemiz de kalmayacak. Biz cukkamıza bakabildiğimiz kadar bakalım. Bizden sonrası tufan.


Alakasız bir dipnot eklemek istedim. Daha sonra konu hakkında genişçe yazacağım ama bunu eklemeden duramadım: Hala daha aramızda “ama onlar o kadar kötü insanlar değil ya” diyen hayvanlar var. Başka bir şeye gerek yok: 99 depreminden 3 sene sonra iktidara gelip o kadar senedir bu şehrin depremden en az zararla kurtulması, belki Türkiye’nin “bağımsızlığının” yok olmaması için uğraşmak yerine “mütayitler para kazansın, hüloooğ ne de güzel ağaçların anasını belleyip her yeri dökme betonla kapladık” diye gezenleri hainden başka ne şekilde tanımlayabiliriz? Varsa alternatifiniz, bir dal alırım.

Close Menu