Esasında Hindistan ekonomisi Türkiye açısından beynelmilel bir konu, ancak aynı zamanda dünyadaki tüm gelişmekte olan ekonomilerin (Türkiye dahil) ders çıkarması gereken bir ekonomi. O kadar büyük ki içinde bir sürü hikaye barındırıyor. Yazıyı “Straw Man” temalı okumamak, zira “büyüme gereksizdir” ana fikrini çıkarmamak; fakat makroda salt büyümenin politikacılara sokakta bağıra bağıra şov yapma fırsatını vermesine rağmen makrodaki rakamların mikroda halkın büyük bölümüne yansımadığını görmemiz gerekiyor. Büyüme gereklidir ancak büyümenin bir ülkenin iliklerine kadar işlemesi gerekiyor ve sadece tepeyi büyütmemesi gerekiyor. Hindistan ekonomisinde de korkunç büyüme rakamlarına rağmen, neden büyümenin bazı kesimler için hiçbir şey ifade etmediğini ve büyürken nelerin ıskalandığını izah edeceğiz.

Hindistan’ı iktisadi açıdan araştırmamın yanında, iş amaçlı gidip sokakları ve yaşam biçimlerini bizzat gözlemledim. Hintli arkadaşlarım yoksul mahalleleri dahi dolaştırdılar ve oradaki yaşamı çok yakından tecrübe etme imkanı buldum. Her şeye rağmen verilere baktığımda gelir dağılımı bozuklukları beni hala fazlasıyla şaşırtabilmekte. (Rakamlar geneli kapsadığı için sokakta gördüğüm sahnelerden daha korkunç geliyor.)

Aslında hindistan 2.260 trilyon $ (2016) ile dünyanın 7.büyük ekonomisi. (Aynı hızda devam ettikleri takdirde 2019’da sollayıp 6. olacaklar.) Ancak problem şu ki; nüfusları neredeyse Çin ile aynı sayılır yani 1.3 milyar insan yaşıyor. Bu kadar insanı idare etmek ve bu devasa ekonomiyi yönlendirmek oldukça zor. Çin bunu aşabilmişti, zira 1980’de daha geriden başlayan Çin, şu anda 11 trilyon $ ile dört kat daha büyük ekonomiye sahip ve bu büyümeyi halkın geneline de yansıtabildiklerinden Çin halkının refah durumu Hindistan halkına göre çok daha iyi (aslında nüfus olarak aralarında koca bir ülke nüfusu kadar fark var ancak oranlayınca düşük olduğundan görmezden gelinebilir: 1.324 milyar ile 1.379 milyar). Elbette belirtmekte fayda var ki Çin’in gelir dağılımı dünya çapında “Gini katsayısı” olarak baktığımızda mükemmel değil ancak Hindistan’ın durumu çok vahim. Hindistan uzun yıllardır Çin’e yakın hızlarda büyümesine rağmen zaten daha az olan kişi başı gelirini bile halkına eşit olarak yansıtamamış. – medyan ile ortalamanın farkı – ama ekonomi büyüyor mu? Büyüyor.

Çokuluslu şirketler, nüfusu çok olduğundan Hindistan denilince “Yeni Çin” diye heyecanlanıyorlardı; ancak 800 milyon yetişkine sahip Hindistan nüfusu bekleneni hiçbir zaman karşılayamadı. Çünkü birey bazında çok az kazanıyorlardı ve ülkede belli bir kesim tüm büyümeye rağmen cebini doldurmıyor. Bunun sonucu olarak da tüketim ekonomisi dediğimiz sistemin dişlileri çalışmıyor.


Şimdi bu orantısız büyümeye verilerle bakalım:

  • Mesela Apple; Mart 2017’ye kadar olan bir yıllık süreçte dünyanın neredeyse 20%’si olan Hindistan’da toplam cirosunun sadece 0.7%’lik kısmını yapabilmiş.
  • McDonalds’ın 1.3 milyarlık hindistan’da 37 milyonluk Polonya’dan veya 23 milyonluk Tayvan’la neredeyse eşit sayıda şubesi var. (Arz-Talep)
  • Starbucks aynı nüfustaki Çin’de her 15 saatte bir yeni bir şube açabilirken, Hindistan’da son iki yılda sadece ayda bir oranına sahip.
  • E-ticaret’te büyük beklentiler vardı; zira Hindistan orta sınıfının 300 milyon kişi olduğu tahmin ediliyor ve 2025’te 550 olacak diyorlardı. ancak E-ticaret rakamları 2017’de 2016’dan sadece 25-30% fazlaydı. (Dünyadaki e-ticaret büyüme ortalaması ise zaten 20%).
  • Hindistan’ın 2017’deki e-ticaret büyümesi “$” olarak Çin’in sadece bir haftasına denk.
  • Nüfusun 97%’si hiç uçağa binmemiş.
  • Hindistan’ın ortalama kişi başı geliri yıllık 1,700$; ancak nüfusun 80%’i bu miktarın altında kazanıyor.
  • Kişi başı gelir (PPP-Purchasing Power Parity olarak, yani dolara reel olarak endekslenmiş hali değil, ancak satın alma gücü olarak) 6.600 $’a çıkıyor ancak satın alma gücü mesela iPhone almanıza yetmiyor, çünkü burada değerini verdiğimiz satın alma gücü uluslar arası dolaşan ürünlere göre yapılmıyor, basit gıda harcamaları için yapılıyor. (Aynı sebeple, hiçbir ülkenin PPP’sine çok fazla önem atfedilmemeli, asıl olan reel değerdir.)
  • 1980 başında Çin’in geride (1,000$’lar) başladığı yarışta çin bugün 16,000$’a varmışken hindistan ancak 8,000$’a yakınsayabilmiş. ki bu PPP; yani yerel para birimine endekslendiğinden domatese falan bakıyor. PPP yüksek diye patlıcanı ucuza alabilirsin ancak gidip araba, elektronik vs. alamazsın; küresel fiyatlar ortada.
  • Thomes Piketty’nin Paris School Of Economics’te hazırladığı verilere göre sadece 10 yetişkin hintliden sadece 1’i 3,150$’dan fazla kazanabiliyormuş (2014). Bu da demek ki; sadece 78 milyon hintli günde 10$’a yakın kazanabiliyor.
  • 1,400$’lık son iphone, Hindistan’ın en çok kazanan 10%’unun bile yıllık maaşının yarısına tekabül ediyor. Bu korkunç bir yük.
  • İki maddedir bahsettiğimiz günde 10$ kazanabilen en yüksek 10%’luk kesimin büyüklüğünde 2010-2016 arasında pek bir değişim olmadı. (Aslında yazımızın özeti buydu, orta sınıfını kalkındıramayan bir ülke korkunç sosyoekonomik dengesizliklere kapı açıp ülke huzurunu tehlikeye atıyordur, çok tehlikeli.)
  • Araba (ya da scooter), televizyon, bilgisayar, klima ve dondurucu. Hindistan hükümetinin verilerine göre bu beşliye sahip olanlar haneler Hindistan’daki hanelerin sadece 3%’üne tekabül etmekte. Medyana (ortalama değil) göre Hintliler bu beşlinin sadece birine sahip.
  • Hindistan’da 1.320 milyarlık nüfustaki en çok kazanan 1%’e ( 130 milyon kişi arasına) girmek için yılda sadece 20,000$ kazanmanız yeterli. (Başka ülkelerde en çok kazanan 1%’e milyonlar kazansanız da yaklaşamazsınız.)
  • Goldman Sachs’a göre Hindistan’da en fazla 27 milyon hane yılda 11,000$ üstünde kazanabiliyor ve sadece toplam nüfusun 2%’sine tekabül ediyorlar.
  • En çok kazanan 1%’lik kısım (13 milyon kişi) yıllık toplam gelirin 22%’sini elde ediyor (Çin’de bu oran 14%) .
  • En çok kazanan 10%’luk kesim 1951’de yıllık toplam gelirin 40%’ından azını alırken, şu an 60%’a yakınını alıyor.Arkalarından gelen 40%’lık kesimin payları 1951’de %40’ın üzerindeyken şu an 30%’un altına yol almış durumda. En alt 50%’lik kesimin payı ise 1951’de toplamın 20%’sine gelirken şu an 15% dolaylarında.
  • 10%luk kesime giremeyen, ancak medyanın üstü gelirde kalan yaklaşık 300 milyonluk yetişkin grubu 1980’lerden beri toplam büyümenin sadece 23%’ünden nasiplenmiş. (Çin’de bu oran 43% ve genel olarak gelişmiş ülkelerde 50% olması arzulanır.)
  • 2015 verilerine göre sadece 25.5 milyon hintli 13,700$ üstü değerinde varlıklara sahip.
  • Tüm bu verilere rağmen Hindistan’da 200,000 milyoner var.
  • 1.320 milyarlık Hindistan’ın varlıkları 8 milyonluk İsviçre veya 51 milyonluk Güney Kore’ninkine yakın.
  • Kadınların iş gücüne katılım oranı 2005’ten beri 10% düştü.
  • 5 yaşın altındaki çocukların 38%’i yeterli beslenemiyor (fiziksel ve zihinsel gerilik).
    (Global Nutrition Report)

(Daha fazlası için The Economist’in 13-19 Jan.18 sayısına bakabilirsiniz.)

Bütün bu tabloda görebildiğimiz şekilde, dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden olan Hindistan’da büyümeyi sağlayan artı değer, yani milyarlarca dolar halkın geneline yayılamıyor. Kapitalist veya sosyalist olduğunu iddia eden ülkelerde bile bu tip bir oligarşi oluşması engellenemiyor. Bunun en büyük nedeni elbette kökünü 20.Yüzyıldan alan 21.Yüzyıl iktisadi sistemi, çünkü bu sistem mevcutta likidite hacmine sahip olanın parasını küçük hacimlilere göre çok daha hızlı büyütmesine neden oluyor ve aradaki fark korkunç biçimde açılmaya başlıyor. Buna hem hukuk hem de ekonomi olarak henüz gelişmemiş ülkelerdeki (Hindistan, Türkiye, Arjantin, Brezilya, Güney Afrika vs.) yolsuzlukları ve bizzat devlet tarafından verilen ihalelerdeki usulsüzlükleri eklediğimiz zaman ortaya daha da berbat bir sahne çıkıyor. Zira artık ekonominin doğal dinamikleriyle eşitsizlik yaratmak yetmemiş olacak ki seviyeyi daha aşağı çekerek halkın cebinden alınan vergiyle büyük şirketlere ihaleler armağan ediliyor. Bu rant kapıları kapanmadığı müddetçe makrodaki büyümenin halk için hiçbir önemi yoktur ve mevzubahis düzende ceplerine para da girmeyecektir zaten.Türkiye ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler orta gelir tuzağı denen zırva ile uğraşıyor (doğruluğu veya globalliği tartışılır da konu o değil), Hindistan’ınkine ne demek lazım? Kitlesel aşırı alt gelir tuzağı mı? Burada ekonomik sistemin işleyişini izah ettik, Türkiye ve benzeri ülkeler bahsettiğimiz yöntemler neticesinde orta gelir seviyesinin dahi altına düştüler ve artık orta gelir tuzağına bile yakalanamayacak kadar kötüler.

Dünyada neredeyse her ülke (bilhassa gelişmekte olan ülkeler) büyüme odaklı agresif gelişimler göstermeye çalışıyor ancak bu gayeler, sosyal sistemi kuvvetli olmayan ülkelerde hem gelir eşitliğini bozuyor (aslında gelir eşitsizliğini) hem de çevreye de büyük zararlar veriyor. Makroda büyümüş oluyorsunuz ancak mikroda problemler ile karşılaşıyorsunuz. Bu “büyüme” manyaklığının yerine başka bir alternatif geliştirmek lazım veya kontrollü büyüme yaratmak lazım, aksi takdirde ya çevresel faktörler ile ya da kendi kendimize kıyameti getireceğiz. Artık ülkenin yıllık ürettiği miktarın ne kadarı farklı gelir gruplarına dağılıyor, büyük kısmı yoksulluğun kökünü kurutmaya ayrılıyor mu, veya farklı gelir grupları arasındaki fark gittikçe açılıyor mu bunlara dikkat etmek lazım. Öyle eskisi gibi basit aritmetik ortalama verip işin içinden çıkmak yetmemeli, hatta medyan gibi ana resmi daha net gösterecek verileri sıklıkla kullanılmalı. Umarım bütün ülkelerde hukuka gereken önem verilir ve politikacıların cebine para girmeyen halka “Büyüdünüz!” diyerek oy toplamasının önüne geçilir. (İnandığımdan değil de neyse…) Ayrıca, tüm pesimistliğimize rağmen bu verilerden çıkartabileceğimiz yararlı bir sonuç var sanıyorum ki, mevcut gelirinden şikayet edenler veya hayallerini gerçekleştiremeyenler varsa üstteki verileri okuyup hayatta hiçbir şey gerçekleştiremeyen ve gerçekleştiremeyecek milyarlarca insanı idrak edip farklı düşünmeye başlayabilirler.

**

Veri kaynağı: The Economist

Close Menu