2015’te Londra’ya ilk defa gittiğimde şehrin hayran olduğum yanlarından birisi ikinci el kitapçıların çokluğu ve bunlardaki ürün genişliğiydi. Burada, hayatımda okuduğum en önemli ve güzel kitaplardan birini buldum.

Kitabın yazarı, 1999’da aramızdan ayrılan Raimund Pretzel fakat kitabı bu isimden bulamıyoruz zira ölümünden sonra basılan bu kitapta dahi müstear adı kullanılmış: Sebastian Haffner. Sebastian Bach’ın adı iken Haffner Mozart’ın senfonilerinden birinin adı.

Kitabın İngilizce adı “Defying Hitler: A Memoir”1. Kitap, iki yönden önemli. Birincisi, NAZİ dönemi Almanya’sı hakkında elimizde pek çok eser var, her gün de bunların sayısı artıyor. Fakat bu kitap o dönemin hemen öncesinden, 1914-1933 aralığından bahsediyor2. İkincisi, Hitler’in, Goebbels’in, Himmler’ın değil sıradan bir Alman’ın yaşadıklarını ve düşüncelerini okuyoruz.

Arkeolojiye meraklı bir insanın ilk Londra seyahatinde British Museum’u tavaf etmesini, her biri ücretsiz olan müzelerin birinden çıkıp diğerine girmesini, hayran hayran şehri izlemesini… beklersiniz. Fakat ben, girişini okuduğum andan itibaren her şeyi bıraktım ve kitabı okudum.


Kitabın ilk paragrafını kabaca çevirmek isterim:

“Bu bir düellonun hikayesi. Bu düello hiç eşit olmayan iki rakip arasında. Bir tarafta aşırı güçlü, heybetli, ve acımasız bir devlet, diğer taraftaysa sıradan ve bilinmeyen bir kişi. Bu düello, siyaset arenası diye bilinen yerde gerçekleşmiyor – kişimiz bir siyasetçi değil, bir komplocu veya devlet düşmanı hiç değil. Kendini hep savunma pozisyonunda buluyor. Sadece kendi benliğini, özel hayatını ve onurunu korumak istiyor. Bunların tümü, yaşadığı ülkenin hükümeti tarafından vaşhi ama acemi araçlarla saldırı altında.”

Böyle bir girişe sahip kitabı bir solukta okumamak mümkün mü?


Andığım üzere kitap sıradan bir Alman’ın hayatındaki değişimleri anlatıyor. Büyük resimde NAZİ’leri iktidara getiren olaylar ve Almanya’da sıradan insanın hayatındaki değişimlerden bahsedilirken özelinde bu sıradan insanın sadece NAZİ olmaması ve onları takdir veya taltif etmemesi, daha kısacası onlardan olmaması nedeniyle yaşadığı zorluklar gösteriliyor.

Kahramanımız, kendi deyişiyle, Hitler için makbul olan Almanlardan biri. Uzun boylu, yapılı, sarı saçlı, mavi gözlü, hukuk okumuş, kültürlü… bir kişi. Tam Hitler’in ideal Alman’ı. Fakat bir NAZİ değil. NAZİ’lere de karşı. Kitap 1933’te bitiyor fakat Pretzel 1938’te Almanya’dan İngiltere’ye iltica etmeyi başarıyor. Yani okumayı en çok isteyeceğimiz 5 sene, Hitler’in yasal olarak tek adam halini aldığı süreyle savaşın kopacağı süre arası kitapta, ne yazık ki, yok. Kitabı bulan oğlu, giriş yazısında, “babam bu kitabın basıldığını bilse hiç mutlu olmazdı” diyorsa da kitap, olanca eksikliklerine rağmen, muhteşem bir hazine.


Bu kitabın neden mutlaka okunması gerektiğini dolaylı olarak anlatayım.

Kitabı okurken aklımda hep “bunun Türkçeye çevrilmesi gerekli” fikri döndü durdu. Sonunda kitabın yazarının, Imperial College’da hoca olan oğluna mail attım. Kendimi tanıttım, kitabı çevirmek istediğimi söyledim. Kendisi bana kitabın yayın haklarını sattığını söyledi ve yayınevinin iletişim bilgilerini verdi. Ben, bu defa, onlara mail attım ve dileğimi yineledim. Bana verilen cevap şu oldu:

Kişilere yayın haklarını satmıyoruz. Türkiye’de ortaklarımız var. Onlara bu kitabı önerdik fakat hiçbiri yayınlamaya yanaşmadı.

Dedim bu kitap öyle kenarda duramaz. Ben ilk üç bölümünü çevirdim ve Türkiye’de çeşitli yayınevlerine kitabın künyesini ve çevirdiğim kısmını gönderdim, dedim çeviri parası da istemiyorum. Bu kitabın haklarını alın, yayınlayalım.

Doğru tahmin ettiniz: Bir yayınevi bile, kabul etmeyi geçtim, cevap bile vermedi. Nedeni açık: Terörden mi, vatana ihanetten mi, halkı tahrikten mi içeri alınacağımız belli değildi. Okursanız göreceksiniz, kitabın içinde şunu yapın bunu edin gibi bir söz dahi yok. Kitap sadece Pretzel’in yaşadıklarını anlatıyor fakat sadece anıları basmak dahi yepyeni Türkiye’de korku sebepli bir ikirciğe sebep oluyor.

Hülasa, sadece yayınevlerinin yayımlamaktan korkması dahi bu kitabın neden iyi bir kitap olduğunu ve okunması gerektiğini gösterir bir işaret.


Kitabın yazarca yazılmış giriş bölümü şu şekilde:

This is the story of a duel.

It is a duel between two very unequal adversaries: an exceedingly powerful, formidable, and ruthless state and an insignificant, unknown private individual. The duel does not take place in what is commonly known as the sphere of politics; the individual is by no means a politician, still less a conspirator or an enemy of the state. Throughout, he finds himself very much on the defensive. He only wishes to preserve what he considers his integrity, his private life, and his personal honor. These are under constant attack by the government of the country he lives in, and by the most brutal, but often also clumsy, means.

With fearful menace the state demands that the individual give up his friends, abandon his lovers, renounce his beliefs and assume new, prescribed ones. He must use a new form of greeting, eat and drink in ways he does not fancy, employ his leisure in occupations he abhors, make himself available for activities he despises, and deny his past and his individuality. For all this, he must constantly express extreme enthusiasm and gratitude.

The individual is opposed to all of that, but he is ill prepared for the onslaught. He was not born a hero, still less a martyr. He is just an ordinary man with many weaknesses, having grown up in vulnerable times. He is nevertheless stubbornly antagonistic. So he enters into the duel — without enthusiasm, shrugging his shoulders, but with a quiet determination not to yield. He is, of course, much weaker than his opponent, but rather more agile. You will see him duck and weave, dodge his foe and dart back, evading crushing blows by a whisker. You will have to admit that, for someone who is neither a hero nor a martyr, he manages to put up a good fight. Finally, however, you will see him compelled to abandon the struggle or, if you will, transfer it to another plane.

The state is the German Reich and I am the individual. Our fight may be interesting to watch, like any fight (indeed I hope it will be), but I am not recounting it just for entertainment. There is another purpose, closer to my heart.

My private duel with the Third Reich is not an isolated encounter. Thousands, maybe hundreds of thousands of such duels, in which an individual tries to defend his integrity and his personal honor against a formidably hostile state, have been fought in Germany during the last six years. Each is waged in total isolation and out of public view. Many of the duelists, greater heroes or martyrs by nature, have taken the fight further than I — as far as the concentration camp or the gallows — and may perhaps be honored by a future monument. Others were defeated much earlier and are now silent grumblers in the ranks of SA reservists or NSV Blockwarts (block wardens)3.

One might well consider my case as typical. From it, you can easily judge the chances for mankind in Germany today. You will see that they are pretty slim. They need not have been quite so hopeless if the outside world had intervened. It is still in the world’s interest, I believe, for these chances to be improved. It is too late to avoid a war, but it might shorten the war by a year or two. Those Germans of goodwill who are fighting to defend their private peace and their private liberty are fighting, without knowing it, for the peace and liberty of the whole world.

Thus it still seems worthwhile to me to draw the attention of the world to the unknown events inside Germany. 

The book will tell a story, not preach a sermon; but it has a moral that, like that “other and greater theme” in Elgar’s Enigma Variations, silently “runs through and over the whole.” I will not mind if, after reading the book, you forget all the adventures and incidents that I recount; but I would be pleased if you did not forget the underlying moral.

  1. Almanca orijinal isim ise Geschichte eines Deutschen. Die Erinnerungen 1914–1933, kabaca The Story of a German: A Memoir, 1914-1933
  2. Çok büyük ihtimalle yazar 1933 sonrasını yazmaya da kararlıydı, kitabın gidişi bunu gösteriyor. Fakat araya giren olaylar nedeniyle devam edemediğini görebiliyoruz.
  3. SA (Sturmabteilung), Nazi storm troopers; NSV (Nationalsozialistische Volkfürsorge), National Socialist Society for the Welfare of the People.
Close Menu