Erkek Şiddeti?

Önce ufak bir tanım: Türkçeye şiddet olarak geçirdiğimiz bu kavramın İngilizcesi violence ve durumu daha doğru anlatıyor. Şiddet kelimesini çevirmeye kalktığımızda force da diyebiliriz mesela, ve bu ikisi çok farklı iki şey. Violence, fiziksel güç kullanımını içerirken force her türlü gücün karşılığı.

Türk insanının az kelimeye çok anlam politikasının bir yansıması işte.

Mevzuya geçelim. Günümüz “post-modern” dünyasında şuç faili üzerinden (İng. perpetrator) tanımlar yapmayı hala seviyoruz. Ve bu erkek şiddeti kavramı, “zenciler aşağı insanlardır” açıklamasından pek farklı değil.

Yirmi seneye yaklaşık süre boyunca okuduğumdan hayatımın bir parçası olmuş Ekşi Sözlük’te artık az bulunur aklı başında insanlardan biri olan Polly Jean müstear isimli yazarın son yazdığı bir yazı beni bu yazıya itti. Önce referansımı vereyim. Yazının girişi, devamını okumaya gerek bırakmayacak kadar açık ve net:

“Erkek terörü diye genelleme yapmayın’ diyen andavallar gitsinler, Türkiye’de ve tüm dünyada cinayetlerin yüzde kaçını erkekler işliyor, yüzde kaçını kadınlar diye baksınlar. Eğer erkekler kadınlardan 90 kat fazla cinayet işliyorsa tabii ki erkek terörü deriz. Erkekleri de kadınları da öldüren yine erkekler. Demek ki erkeklerin yetiştirilişinde bir şiddet sorunu var.

Kaldı ki erkek terörü cinayetten ibaret de değil. Fiziksel şiddet, tehdit, zorla alıkoyma, sindirme, zorbalık, taciz, tecavüz suçlarında bir kadına karşılık kaç bin erkek bulursunuz? O yüzden kalkıp “ama öyle kadın da var” demeyin. Biz de “öyle kadın hiç yok” demiyoruz zaten, ama arada sayısal olarak kat be kat fark var.”

İki paragrafta iki farklı argüman var:

  1. Erkeklerin yetiştirilişinde bir sorun var.
  2. Erkekler daha fazla suç işliyor, demek ki erkek olmak sorun1.

İkinci yorum çok zorlama değil mi?

İlk argümana tamamen katılıyorum. Erkeklik ve kadınlık kavramlarının toplumdaki karşılıkları nedeniyle erkeğin şiddete daha meyyal yetiştirildiği açık. Türkiye gibi yasanın olmadığı bir memlekette bunun sonuçlarının neler olacağını da görüyoruz. Hatırlıyorum, Londra’dayken (sahibinin bir Rus olmasının garip bir ikilem doğurduğu) Evening Standard’ın bir sayısında manşette “karısının yüzüne kezzap atan koca her yerde aranıyor” diyordu.

Bizde karısının yüzüne kezzap atan bir kocanın sekiz sütuna manşet olma ihtimali var mı?

Bu, bize yasanın önemini gösteren nokta olduğu kadar bir şeyi daha gösteriyor: Her yerde herkes birilerine şiddet uygulayabilir. İnsan, olanca medeniyet içinde dahi, hala vahşi bir varlık. Güç zehirlidir diye boşuna demiyorum: Erkeğin kadına fiziksel üstünlüğü vahşilikle birleştiğinde bunları görebiliyoruz. Acı ama dünyanın gerçeği bu. Fakat değişmez değil.

Erkek şiddete kadından daha fazla meyyal dedik. Bunun bir genetik kısmı var. Erkek geninde erkeği şiddete yönlendiren daha fazla parçalar olduğuna ben inanıyorum – inanıyorum zira böyle bir çalışma var mı, DNA’nın gerçeği bu mudur bilmiyorum. İsviçreli bilim adamları, el kremini geliştirmekten arta kalan vakitte buna da bakabilirler.

Diğer tarafta ise erkeğin yetiştirilmesi var. Nihayetinde insan dediğimiz toplumsal/sosyal bir varlık ve kendini yarattığından daha fazla toplumca yaratılıyor. Toplum şiddeti, saf gücü (İng. brute force2) övdükçe zihinsel olarak yeterince gelişememiş kişiler ezikliklerini bir şekilde çıkarmanın yollarını arıyor ve “doğanın kanunu” devreye giriyor: Kendinden güçsüz olana acıma, yapabildiğini yap. Yapabildiğini yap zira sana yapabildiklerini yapıyorlar. Sen de aşağılığın birisin zaten. Göster onlara o kadar da aşağı olmadığını, kanıtla kendini kendine.

TRT’nin bu kadar düşmediği zamanlarda 7 Numara vardı. Oradan küçük bir pasajı alıntılamak istiyorum.

“Bizim memlekette erkekler kadınları döver. Daha sekiz yaşında filandım. Babam, gözümün önünde anama bir yumruk vurunca kendini dışarı attım. Etrafıma baktım. Tavuklar, köpekler, koçlar, sığırlar… Hiçbir hayvanın erkeği dişisine kuvvetini denemiyor. O zaman dedim ki ‘dişisine vuran erkeğe hayvan bile demek yanlış. Hayvana haksızlık.”

Şimdi bunu biraz genişletelim: Kendinden daha güçsüz olana güç uygulayan kişi, aşağılık bir kişidir. Yani bu çok daha güzel değil mi?

Örneklendirelim: Çocuğunu döven bir anne olsun. Bu anne de laftan anlamaz olsun. Ben bir erkek olarak bu anneyi döverek o çocuğun dayak yememesini sağlarsam kadına şiddet mi uygulamış olurum, “adaleti sağlamış” mı?

Bu soru önemlidir zira bu soru bize iki bakış arasındaki farkı ortaya koyar: Sorun şiddet midir, şiddeti uygulayan veya şiddet uygulananın cinsiyeti midir?

Ben, sorunu şiddette görenlerdenim. Polly Jean ve benzeri onlar, yüzler, milyonlar ise öyle bir bakışa sahip ki şiddeti ikincil bir sorun haline getiriyorlar. Amaçlarının bu olduğunu sanmıyorum fakat şurası açık: Annenin çocuğu dövmesi ile benim o anneyi dövmem aynı anda karşılarına çıksa benim kadını dövmeme odaklanırlar – her ne kadar esasında doğru olan eylem benimki olsa da.


Başka bir nokta daha var. Alıntıladığım yazının devamında, Türkiye’de de yerleşik, şu bakış var:

“Kimse anasının karnından katil doğmuyor, demek ki toplum bir bok yiyor. Ama “irkik tiriri dimiyin” diye çığrışmadan önce sorunun varlığını kabul edeceksin ki düzeltmeye başlayabilelim. Siz “ama ben de erkeğim, ben öyle değilim, çok alınıyorum” diye alınırken orada birileri ölüyor be ayıptır! O kadar farklı bir erkeksen gel bunlarla uğraş, açıkçası esas “ama ben çok farklıyım, ben hiç öyle değilim” cümlesi o kadar klişe ki, bu cümleyi kuran hiç kimse “farklı” filan gelmiyor artık. Katilinden tecavüzcüsüne herkes “ben öyle değilim” diyor mahkemede bile, karnımız tok lafta kalan farklılıklara.”

Lafta kalan farklılık konusuna katılsam da bakış aşırı kötü: Diyor ki “sen farklı olsan da mühim değil”. Yani tevil yapmıyorum, hermeneutik yapıyorum. Ya cümle kurulumunda bir sorun var – ki sanmıyorum, kendisini takip etme sebeplerimden biri Türkçeyi bilmesi, ya da altta kalan farklı bir fikir var. Ben şunu çıkarıyorum: Erkek olmanız, şiddet uygulayacağınız anlamına gelir.

Bu bakışla şu bakış arasında fark yok: Zenciler daha fazla suç işliyor. Demek ki tüm zenciler potansiyel suçlu.

Ben genellemelere karşı değilim. Genellemeler sayesinde hayatta kalabildi insanoğlu. Fakat doğru yapılmayan genellemelere karşıyım. Ve burada iki yanlış genelleme var.

Şöyle bir şey diyeyim ben de o zaman: Hele ki Türkiye’de, çocukları anne büyütür. Katilleri de, tacizcileri de, tecavüzcüleri de… Anneleri büyüttü babalarından çok. Demek ki şiddet uygulayan erkekleri yetiştiren anneler suçlu. Sonuç olarak “erkek şiddetinin” sebebi kadınlardır.

Oldu mu? Bence olmadı ama daha doğru bir bakış. Nihayetinde kimliği kişiden çok toplum yaratır dedik, toplumun ilk örneği de ailedir. Burada anne çocuğuna bunu öğretmiyorsa  suçun yarısı da kadınlardadır.

Dedim ya, olmadı bu. Zira ortada basit çıkarımlarla çözebileceğimiz bir şey yok. Mevzu esasında basit: Şiddeti tekeline almış devlet, tekelindeki gücü toplumu düzeltmek için kullanacak ve şiddeti gerçekten tekeline alacak. Fakat bu basitliği daha fazla basitlikle değiştirdiğimizde yanlışa düşüyoruz.

İnsan, vahşi bir varlık. İnsan, medenileşse de vahşileşmeye açık bir varlık. İnsanlar medenileşince yasalar işlemez, yasalar işleyince insan medenileşir. Yasa kişiyi oluşturur zira yasa, gücüyle toplumu dönüştürür. Yasa boktansa veya uygulanmıyorsa insan “doğal haline” (yani vahşiliğe) daha kolay dönüşür.

Bir anımı anlatayım. Bir gün huzurevine herifin biri geldi. Buraya bir kadın geldi mi dedi. Dedim yok. Bak dedi, kaçıyorlarmış buraya filan. Kolumu sıvadım. Dedim buraya gelen giden yok. Olsaydı da ben sana söylemezdim. Dedi kadın sığınma nerede. Dedim bilmiyorum. Sağıma soluma sordu. Allah’tan ağzından laf kaçıran olmadı (ki bu da ayrı bir olay zaten. Lan ben bilmiyorum sığınmanın yerini, sen nasıl biliyorsun). Dedim bak, buradan çık git. Polis çağırttırma bana. Bir iki laf etmeye kalktı ama fazla durmadı. Kapıda kargocu vardı, O’na sordu. El göz ettim herife, söyleme bir şey demeye getirdim. Söylemedi. “Ben zaten bulurum” dedi, defoldu gitti.

Şimdi. Huzurevine hiçbir kadın sığınmaz. Bilirler. Oldu da biri yakın gördü, geldi. Ben o kadını vermem. Karşılığında bıçak yerim, kurşun yerim, yine vermem. Çünkü ben sadece o kadından güçlü değilim, o erkekten de güçlüyüm. Memur olarak ben devletim. Ben, devletin yapması gerekeni yapmak zorundayım. Memur olup “ama benim görevim değil”, “ama bunu başkası yapmalı” deme şansımız da, hakkımız da yok. Ben orada devletsem devletlik yapacağım.

Sen orada devletsen devletlik yapacaksın. Ama ne yazık ki bizim devlet “devlet” değil. Zaten sorun da bu. Devlet devlet olmadığı için toplumda “üstü kapalı” “vahşi yaşam” koşulları var. Yani klişeden kaçınmak istiyorum ama yapamıyorum: Karısını döven 10 şerefsizi at içeri 20 sene, sana sığınan kadınları koru ve erkekleri cezalandır, bak bakalım ortada ne kadar sorun kalıyor.

Toplum kendi kendine değişmez. Hele enformatik devrinde yaşarken biz, hala daha karısını döven/öldüren birileri varsa demek ki başka topraklardan buraya gelen bilgi de yetmemiş. Bu durumda toplumu devlet değiştirir. Yani Londra sokakları insanları geliştiği için temiz değil. Bakın bu fotoğraf Londra’da, bir festival esnasında çekildi:

Londra sokakları, devlet “eğer kanunlarıma uymazsanız acısıı çekersiniz” dediği için temiz. Sokağa çöp atan ertesi gün kapısında pusulayı bulduğu için temiz. Sonra bu korku alışkanlığa dönüşüyor ve insanlar “medenileşiyor”. Özetle “medeniyet” bir seçim değil, zorunlulukla başlıyor.

Hülasa Polly Jean ve genelinde kendisi gibiler aslında mevzuyu biraz doğru okuyor ama konuyu yarısında bırakıyor: Ortada toplumsal (ve kendisi pek anmasa da) politik/hukuki bir sorun var. Bunu reddedecek değiliz. Ama durum buyken esastan kaçıp “özele” gidince sorun çözülmüyor. Yani ne olacak, Amazonlar veya filler gibi kadınları güçle ilişkilendiren bir yapıya geçsek sorun bitecek mi?

Belki kendileri için bitecek fakat bu sefer kadın şiddeti başlayacak. Bense “irkik tiriri dimiyin” diyelerden biri olarak özele değil genele bakıyorum. Genelde de durumumuz yaş.

Kendilerini anlıyorum. Ben erkek halimle Türkiye’de rahat değilken kadınların halini ancak tahayyül edebiliyorum. Fakat bunu X’in yanına Y gelmesiyle açıklamanın çok basit ve ucuz olduğunu düşünüyorum. Yani kadınlar arasında homo homini lupus tüm gücüyle varlığını sürdürürken kadın-erkek ayrımı bana basit geliyor. Ne olacak mesela, erkeklerin kadınlara uyguladığı tüm şiddet bittiğinde kadınlar rahatlayacak mı? Hayır. Bu sefer kadının kadından çektikleri devam edecek, belki artacak.

Güç zehirlidir demek, devlet yasalar yapıp bunları uygulamakla mükelleftir demek, derdimiz güçlünün güçsüzü ezmemesidir demek bu kadar zor olmamalı.

  1. Bu, burada alıntılanmayan kısmı da okuduğunuzda daha açık karşınıza çıkıyor.
  2. Force ve violence kelimelerini bu yüzden girişte ayırdım.

Yorum Yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Footer