Geçtiğimiz gün Erdoğan iyi ama çevresi kötü başlıklı bir yazı yazmıştım ve özetle Erdoğan’ın da, genel olarak AKP’nin de iyi olmadığını, amacın Türkiye’yi mahvetmek olduğunu yazmıştım. Bugün, biraz o yazıyı destekler, biraz da karşı çıkar bir yazı yazmak istiyorum.

Erdoğan ile parti arasında bir fark olduğu fikrine bir noktada katılıyorum:

Erdoğan, yedi değil yetmiş yedi nesline yetecek parayı cukkalamış durumda. Allah gecinden versin, adil mahkemeler karşısında hesap verdiği günü (her ne kadar bu konuda umudum olmasa) da görelim, yarın Hakk’ın rahmetine kavuşsa; dünya yıkılana dek, kendi akrabası olsun olmasın, Türkiye’de Erdoğan soyadına sahip herkesin insanca yaşayabileceği para banka hesaplarında, mülk olarak dünyanın kim bilir kaç ülkesinde toprak üzerinde. Altınları, pırlantaları, sair menkulü saymıyorum bile.

Partililerin ise kimileri “yeterince” para kazandı. Örneğin Binali Yıldırım. Sülo gibi, Erbakan gibi cumhuriyet olmasa en fazla çoban olacak biri iken cumhuriyetin nimetleriyle İTÜ’de okumuş birisi. Mezun olunca hemen idari işler yapmış, sonra 94’te İDO genel müdürü olmuş. Allah bir kere yürü ya kulum demiş ya bir kere, 2002’de meclise girip seneler boyunca vekil maaşı almış. Ama ne hikmetse oğluna gemi değil gemicik alacak kadar para biriktirebilmiş.

Bir benzeri. Binali Yıldırım gibi cumhuriyet olmasa çobandan fazlası olamayacakken yıkmak için her şeyi yaptığı cumhuriyet sayesinde başımıza profesör, daha fenası hukuk profesörü kesilen Burhan Kuzu. Bir başkası: Bülent Arınç. Aynı şekilde o da hukukçu. Hadi hukukçulardan bir tane daha diyelim: Yılmaz Tunç.

Daha saymaya gerek yok, anladınız.

Fakat partide herkes henüz ya dünyalığını yapmadı, ya da dünyalığını “yeterince” yapmadı. Hepimiz biriz, birbirimizi biliriz: Sadece torpil için partiye kaydolan kaç milyon vardır? Bir? İki? Belki üç?

Sonuçta bu bir saadet zinciri. Alttakilerin kazanması için sisteme yeni birilerinin giriş yapması lazım ve sisteme her giren tepedekileri daha da trilyarder yapıyor. Yoksa Erdoğan’ın eşinin milyarlık çantasını, kolyesini, almak için mağaza kapattırdığı elbiselerini… Nasıl açıklayacağız?

İşte Erdoğan ile partinin ayrıldığı tek yer burası. Alttakiler yeterince kazanamadığı zaman homurdanmalar başlayabilir. Normaldir. Doğaldır. Fakat alttakiler en azından sisteme giriş için harcadıkları parayı kurtarmak için yeni insanları sisteme dahil etme ihtiyacındadırlar. Yukarıdakiler için sistemin dönüp dönmemesi artık önemsizdir. Ne de olsa bir yerde bu sistem çökecektir ve bu en baştan bilinir. Sistem çökene dek en yüksek geliri edinmek lazımdır.

Erdoğan edindi mi? Edindi. Çevresindekiler edindi mi? Edindi.

Peki, alttakiler?

İşte sorun onlar. Onlar en iyi ihtimalle sadece karınlarını doyurdular. Bunu da sisteme dahil olmamış sizin, benim paramızı çalarak, haysiyetlerini üç beş kuruşa satarak yaptılar. Biz onur deyince evde kaynayan tencereyi gösterip güldüler bize. Çünkü nihayetinde o tencerenin gazını biz ödedik. İçine koyulanları biz ödedik.

Bizim alnımızın teri, bizim insanlığımızın sonucu onların karnı doydu.


Bugün Türkiye çökmenin eşiğinde. Demografik yapıyı mahveden milyonlarca Suriyelimiz var. Ekonomimiz yerle yeksan. Babalar gibi, sanki annesini satar gibi satan Unakıtan vardı, “Hakk’ın rahmetine kavuştu”. Biz “satmayın” dedikçe sattılar. “Ne komünist ülkeymişiz biz” dediler, sattılar. “Bugünün yarını var” dedik, “yarınını yerim” dediler sattılar.

Şimdi neyimiz var elimizde? Ekonomimiz daha da kötü olduğunda ya iflas edecek, ya yabancılar tarafından satılıp karı yaban ellere gidecek üç beş firmamız.

O kadar haysiyetli bir şekilde sattılar ki, Telekom’u “alan” “adam” mallarını sattı, kar etti. Telekom’dan kar etti. Sonra “Telekom kar etmeyince” aldığından fazlasına sattı, yine kar etti.

Neden? Çünkü haraminin başı olan Erdoğan’ın dostuydu. Muhammed Hariri, adını hatırlayan bile yoktur belki. Bugünse o gitti, “jölesine kurban olduğum” Yiğit Bulut TT YK’sında.

Kadere bak…


Derdimiz sadece ekonomi ve Suriyeliler olsa çözülürdü. Suriyelileri zorla gönderirdik geri, ekonomi için de 5 sene zulüm çeker ama ayakları yere basabilir bir ekonomik sistem kurardık. Ama sorun bu kadar değil. Bunlar sorunların başı.

  • İstanbul depremi geliyor, belediyenin depreme yatırım olarak ceset torbası aldığını kaç kişi biliyor? Belki üç, bilemedin beş.
  • Sokakta insanlar birbirlerinden nefret ediyor. Açlıkla bu nefreti birleştirdiğimizde bunun doğuracağı sonuçlardan birinin ülkenin askeri müdahaleye açık olması olduğunu kaç kişi dillendiriyor? Belki sıfır, belki bir.
  • Ülke, on aklı başında çocuğun altısını kaybederdi eskiden, şimdi dokuzunu kaybediyor. Bunun sonucu olarak 10 sene sonrasının ne kadar kötü olacağını kaç kişi anlıyor ve anlatıyor? Bir? İki?

Daha da sayayım mı?


Erdoğan bunu yapmak için mi geldi? Sanmıyorum. Fakat 2007’de kapatma davasını aşıp 2008’de Ergenekon-Balyoz diyerek askeriyeyi boşaltmaya başlayınca ben 22 yaşında bir çocuk olarak uyandım, koskocaman “pek zeki” “vatanperver” kişiler uyanmadı. Ben 2012’de “İkinci Türk Devrimi” diye yazı yazdım. Kaç kişi yazdı bunları? 2013’te Gezi zamanı “atılacak tek kurşunumuz bu, bugün sokakta sonuç alınamazsa sonumuz fena” dedim. Gördük sonra. 2015’te iç güvenlik paketi geçti bu ülkede. Gezi tek kurşunumuz olmasaydı o paket geçer miydi?

Ve o pakete göre herhangi bir polisin “birilerinden aldığı emirle” kimseye haber vermeden sizi evinizden alabileceğini biliyor musunuz?

Peki, evinizden aldıktan sonra istediğini yapma hakkı olduğunu da tahmin edebiliyor musunuz?


Başladığım yere dönüp bitireyim. AKP bir saadet zinciri ve alttakiler henüz (yeterince) cukkasını doldurmadı. Erdoğan (ve yakın çevresi) ile gerisinin arasındaki tek fark bu. Erdoğan’ın anayasayı da, yasayı da, teamülleri de, uluslararası anlaşmaları da… takmamasının sebebi de bu. Erdoğan artık rahat. Kalan ömrünü, gidecek yerini ayarlamışsa (ki ayarladığına yüzde trilyon üstü katrilyon kere eminim) oyun oynamaya devam edebilir. O’nun kaybedecek bir şeyi yok artık. Fakat alttakilerin var. Alttakiler, sistem çöktüğü anda şu an olduklarından daha kötü konuma düşecekler zira yarısı suçlu olduğunu biliyor, diğer yarısı tahmin ediyor.

Seneler boyunca ülkenin hayrına olacak bir, tek bir şeyin bile yapılmamasını sadece kandırılmakla, saflıkla, iş bilmezlikle açıklayacak kadar aşmış biriyseniz size bir şey diyemem. Fakat gözünüz (sonunda) biraz açılmışsa lütfen biraz daha açıp şunu görün:

Erdoğan’ın (artık) amacı ülkenin yok olması. Ülke yok olduğu zaman muradına erecek. Türkiye’nin yok oluşunun gecikmesiyse sadece ve sadece sisteme inatla girenlerin Erdoğan’a kazandırmaya devam etmesi ve gücün insanın aklını başından almasından kaynaklı. Başka bir şey değil.

Fakat Erdoğan o kadar saf değil. Saf kötülük yapan birisi yaptıklarından haberdardır ve ona göre önlemini de almıştır. O, önlemini aldığı için kafası rahat. Olan, bizim gibi sisteme girmeyenlere oldu ve olmaya devam edecek. Nihayetinde sonunda sisteme girenler biz girmeyenleri öldürecek sadece satın aldıkları hayal için ödedikleri bedelin birazını geri kurtarabilmek için.

Close Menu