Egemenlik I: Tanımı, Sınırları, Uygulanışı

Carl Schmitt, bence ikinci büyük eseri olan Politische Theologie’ye (Siyasal Teoloji / The Concept of the Political) pek güzel bir cümleyle başlar ve 60 sayfada bu cümleyi önce açmaya, ardından kanıtlamaya uğraşır: Egemen, istisnai durumlarda karar verendir.

Egemenliğin bu tanımı iki şeyi önümüze getirir:

  1. Normal durumda egemen olanın (ya da, daha doğru bir deyişle, egemen görünenin) gerçekte egemen olup olmadığı şüphelidir, ve
  2. Egemen, toplumun çoğunluğu olabileceği gibi azınlığı da olabilir.

Bunun, bizler için, en kolay örneği Kurtuluş Savaşı yıllarıdır. Meclis meşru egemen değildir (zira padişah hala İstanbul’dadır ve resmen görevinin başındadır) ama, özellikle silahla ve İstanbul’un uzanamadığı yerlere kadar, egemenliğini kurmuştur. Bu, aynı zamanda, Charles Tilly’nin “devletler savaş yapmaz, savaşlar devlet yapar” tezinin kanıtı gibidir. Aynı şekilde, ilerleyen yıllarda egemen olan Atatürk geniş bir kitlenin değil küçük bir azınlığın fikir ve ideallerini uygulamaya çalışmıştır ve az da olsa başarılı olmuştur.


Peki, egemenlik ne demektir? Genel bir tanımla belirli (soyut veya somut) sınırlar içerisinde dışarıdan gelecek müdahalelerden azade bir biçimde otorite sahibi olmak diyebiliriz. Egemenliğin buradaki tanımında önemli olan noktalar, görüleceği üzere, ikidir.

Öncelikle her egemen sınırlı bir alanda otoritedir. Bir parti başkanı diğer parti üzerinde egemen değildir. Bir sınıf öğretmeni diğer sınıfta, fizik profesörü biyoloji alanında, Türkiye Cumhuriyeti Almanya toprağında… Egemen değildir. Egemenliğin bu sınırlılığı, doğrudan ve dolaylı olarak, iki şeyi önümüze koyar: İlk olarak egemenlik alanı içerisindeki herkesin (en azından dışındakilerden daha fazla) egemenlik iddia etme hakkı vardır zira egemenlik otoriteyle, yani güçle alakalıdır. Bu güç ilişkisi nedeniyle üzerine güç uygulananlar da güç uygulayanlar kadar egemenlik iddiasında bulunabilir ve bunun için harekete geçebilir. İkinci olarak da bir alan üzerinde hiyerarşik egemenler bulunabilir. Sınıf öğretmeni sınıfın içerisindeki egemen olsa da devletin egemenlik alanında bulunduğundan onun egemenliğine karşı veya onu sarsıcı eylemde bulunamaz. Weber’in güç kullanma hakkı ve meşruiyetine odaklanmasının bir sebebi de budur.

İkinci olarak kendi sınırları içerisinde egemen tektir, yani egemenlik paylaşılabilir değildir – ve bu, egemenliğin ne olduğunu tartışmalı kılan esas noktadır. Bir önceki noktanın ikinci maddesiyle çelişen egemenliğin bu özelliği şu şekilde açıklanabilir: Sınıf öğretmeni egemenlik hakkını devletten alır. Ben, devletin egemenliğine karşı çıkarak, bir sınıfa girip öğretmenlik yapamam. Öğretmen başka bir sınıfta veya okulda öğretmenlik yapamaz. Devlet ise, (kıyasla) mutlak egemen olmasına rağmen öğretmene devrettiği egemenliği kendi kendine uygulamaya koyamaz. Türkiye için garip kaçsa da örneğimize devam edelim: İster milli eğitim bakanı, ister cumhurbaşkanı olsun, hiyerarşide daha üstün bir konumun temsilcisi öğretmene verilmiş sınıfa girdiği zaman egemen değildir zira orada bu yetki öğretmene devredilmiştir. Yani sınıfta cumhurbaşkanı öğretmene boyun eğer, öğretmen cumhurbaşkanına eğmez. Kişiliksizlik toplumsal hastalığımız olduğundan, koltuk gördüğümüzde aklımız başımızdan uçup gittiğinden bize garip görünse de egemenlik, tanımı ve doğası gereği, bunu emreder: Öğretmen egemenden, yani devletten yetkisini alır ve kendisi gibi memur olan bir diğer kişi onun egemenlik alanında ona güç uygulayamaz. Tabi bunu söyleyen öğretmen de sonrasında cumhurbaşkanına hakaretten içeri alınır, terör örgütü bağlantıları tespit edilir, hakkında linç kampanyası başlatılır, belki gözaltında polis telsizine kafa atarak intihar eder…


Konumuza dönelim. Egemenliğin anayasayla ilgisi nedir?

Birincisi, anayasa, anayasayı hazırlayanlar eğer egemenlerse bir karşılık sahibi olur. Diğer bir deyişle ben oturup anayasa hazırlasam da bunun bir karşılığı olmaz zira egemenlik sahibi olduğum bir toprak parçası, bu toprak üzerinde yaşayanlar, hakimi olduğum kurumlarım ve otoritemi sağlayacak silahlı güçlerim bulunmamaktadır. Burada saydığım şartların devlet olma şartları olduğunu düşünürsek egemenin devlet olduğunu söyleyebiliriz.

İkincisi, egemenlik bir güç ilişkisi getirdiğinden egemen, sadece günümüz dünyasında olmamak üzere, mutlak egemenlikten feragat eder ve gücünün bir kısmını paylaşır. Demokrasi bunun en kolay anlaşılır örneğidir. Bu nedenle egemen olanın üzerinde egemenlik kurduğu vatandaşlardan doğaya her şeyi gözetmek zorundadır. Egemenin “ben yaptım oldu” deme şansı yoktur.

Üçüncüsü, egemenin egemenliğinin sınırlarını ve yapısını çizmesi, göstermesi gerekir. Anayasa tam bu işe yarar: Egemenin kim olduğunu ve nasıl olduğunu gösterir, ardından egemenin temsili görevlerini yürütecek olanların sınırlarını çizer. Tekrar edelim: Her egemen, nihayetinde bir başka egemenden cevazla egemendir ve nihayetinde tek bir egemen vardır, diğerleri sadece egemenin temsilcisi ve görevlileri/hizmetkarlarıdır.

Dördüncüsü, egemen sınırlarını aştığında veya görevlerini yapmadığında yeni egemenlik iddiasında bulunacaklar ortaya çıkacaktır. İç isyanlardan R2P’lere dek çeşitli örnekler verilebilir. Yani anayasa, egemenin görevlerini de belirleyen, bu görevleri gerçekleştirirken neler yapıp neler yapamayacağını da gösteren bir metindir.


Kısaca anayasa egemenin egemenliğini gösteren, sınırlarını ve yükümlülüklerini belirleyen, bu yükümlülükleri hangi araçlarla ve ne şekillerde gerçekleştireceğini ortaya koyan bir metindir diyerek ikincil bir tanım yapabiliriz. Bu bizi ikinci sorulara götürecektir. Örneğin egemen ekonomiye ne kadar müdahale edebilir? Toplumun işleyişine ne kadar karışabilir?

Bu sorular karşımıza iki tür egemen çıkarır: Mutlak ve mutlak olmayan (absolute & non-absolute sovereign). Hobbes ilki üzerine Leviathan’ını yazmışken Rousseau ikincisi üzerine yazmıştır. Yani günümüzde egemenlik mutlak değildir, beraberinde mutlak egemen meşru görülür değildir (bkz: NAZİ Almanya’sı).

Bunu şu şekilde yorumlayabiliriz: Top benim, beni oynatmazsanız topumu da alır giderim deme hakkımız yoktur. Top hepimizindir ve oyun öyle yazılmalı ve kurulmalıdır ki hepimiz içinde olabilmeliyiz. Bunun temellerini sonraki yazılara saklıyorum.

Yorum Yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Footer