Devlet Ayrı Hükümet Ayrı (Mı?)

Eskiden Türkiye’de ülkece hassas dönemlerden geçerdik, bu dönemde de birlik olmamız istenirdi. Yeni Türkiye’de rabbimiz hükümete yeter oldu. Yepyeni Türkiye’de ise devlet ve hükümet birbirinden bağımsız hale geldi, hükümeti sevmesek de devlet için bir şeyler yapmamız ve yapmamamız, söylememiz ve söylemememiz gerekliliği ortaya çıktı.

Yepyeni Türkiye’nin alamet-i farikası sanırım bu sözdür. “Devlet ayrı, hükümet ayrı. Muhalif olacağım diye vatan haini olma”. Bunu diyen üç grup var. Bunların ilk ikisi, bir önceki sözü “Tayyip sana canım feda” olan AKP’liler ve AKP trolleri. AKP’lilerin ne olduğunu da, trollerin ne olduğunu da biliyoruz. Üçüncü grupsa burada da andığım ahmak muhalifler (veya liboşlar – ki neden liberal değil liboş dediğimi ilgili yazıda anlattım). Tabi dördüncü bir grup olarak garip milliyetçileri de anabiliriz fakat ben onları üçüncü grup içinde saymayı tercih ediyorum.

Gelin bu doğrudan veya dolaylı AKP’li zümrece söylenen bu sözün neden (en hafif tabirle) saçma ve tutarsız olduğunu anlamanıza ve anlatmanıza yarayacak birkaç bilgiye bakalım.

1: Devlet ve Hükümet

Daha önce devletin tanımını burada yapmıştım. Oradaki tanımı aynen alıyorum:

“Belli bir toprak parçası üzerindeki esas silahlı kuvvet olan, bürokrasisiyle toplumu yönlendirip günlük hayatı etkileyen, ekonominin temel şekillendiricisi egemen soyut yapı.”

Tekrar edeyim: Devlet demek asker/polis, bürokrat/memur ve merkez bankası demek. Bunların en az biri yoksa ortada devlet yoktur, en iyi ihtimalle devletçilik oynamaya çalışan birileri vardır.

Peki, bu durumda, hükümet nedir? Yine basit ve etkili bir tanım yapalım: Devlet aygıtının1 başındaki kişi veya kişiler.

Devlet soyut bir varlık ve kişiler ve kurumlar sayesinde somut bir hal alıyor. Durum buyken hükümet ve devleti ayırma imkanımız yoktur. Devlet varsa hükümet vardır, hükümet varsa devlet vardır. Bu ikisi birbirinden ayrılabilir değildir. Bir Alman’dan “bak Hansçığım, devlet ayrı hükümet ayrı. Bu nedenle Hitler’e muhalifsin diye Almanya’nın eylemlerine söz edemezsin” sözünü duyamazsınız zira bu, olanca kötülüklerine rağmen Kant eğitimini almış Almanların söyleyemeyeceği derecede saçma ve gerzekçe bir argümandır.

2: Devlet ve Millet

Modern ulus-devlet, tanımı gereği, bir ulusa, yani millete referansla vardır ve tarihte milletsiz/tebasız hiçbir devlet bulunmamıştır. Çeşitli yönetim biçimleri içinde demokrasinin günümüzde öne çıkmasının nedeni yöneticilerin kan dökülmesine gerek kalmadan değişmesine olanak vermesidir. Ayrıca yöneticiler bu rejimde halk içinden çıkar, yani halk “kendi kendini yönetir”.

Türkiye’de, görüntüde demokrasi, gerçekte oligarşi vardır fakat biz demokrasi olduğunu varsayalım. Demokraside maksat insanların oy verdiği kişilerin, insanların taleplerini gerçekleştirmesidir. Yani “devlet” birilerinin taleplerini gerçekleştirmez, seçilenler gerçekleştirir zira devlet bu seçilenlerden başkası değildir. Seçilenler devlet halini alır. Bu yüzden eski Türkiye’de cumhurbaşkanı, yeni ve yepyeni Türkiye’de Erdoğan devletin simgesidir, sembolüdür.

Erdoğan devletin sembolüyken, hele ki tüm güçleri de üzerinde toplamışken Erdoğan devlet değil midir? Erdoğan ile devleti nasıl ayıracağız? Yani devlet Erdoğan değil, peki kim? Ne? “Türkiye” dediğimizde Erdoğan’ın kendisi, atadığı bakanlar, yerleştirdiği memurlar, bürokratlar… geliyorsa gözümüzün önüne, başka kim olabilir bu devlet?

3: Halk ve Hükümet

Devlet adında uzakta, göremediğimiz, Allah gibi bir varlığın gerçekten var olduğunu düşünelim. Bu varlık kendisini nasıl belli edebilir? Elinde silahlı gücü yok, bürokrasisi yok, parası yok… Hiçbir şeyi yok. Kimdir bu devlet? Nedir? Fıkradaki gibi, “yok diyeceksin de diyemiyorsun”. Hükümet varsa devlet var, devlet varsa hükümet var. Bu ikisi arasında döngüsel bir sebep-sonuç ilişkisi var. Birini diğerinden ayıramayız.

Devlet hükümetten bağımsız bir varlık diyeceksek halk devlettir dememiz lazım. Bu durumda hükümet sadece bir avuç hak gaspçısı olmaz, beraberinde gayrımeşru olur. Hadi bunu da göz ardı edelim. Eğer halk devletse, halkın bir bölümünün hükümetin kararlarına katılmaması, eylemlere karşı olması devletin bu eylemlere karşı olması anlamına gelir. Yani devlet benimle varsa, ben de devletsem hükümete karşı olarak vatan haini filan olamam zira devlet benim. En fazla hükümet devlete karşı olabilir.

İşbu durumda kafa sayarak “A grubu B grubundan daha fazla sayıda, bu durumda B grubu A’ya boyun eğmeli” diyeceksek çok işimiz var. Bu argümanı bir defa savunduk mu biraz değiştirip “silah C grubunda D grubundan daha fazla, D grubu C’ye itaat etmeli” dememizin önünde hiçbir engel yok – ki bu, formel demokrasinin en zayıf noktalarından biri.

4: Üç Erkin Hiyerarşisi

Zaman içinde önce ikili, sonra üçlü kuvvetler ayrımından bahsedilmiş. Bugün yasama-yürütme-yargı olmak üzere üç erkin varlığını söylüyoruz. Bunların arasında bir hiyerarşi yok, hepsinin birbirine üstün olan yanları var fakat çoğulcu parlamenter demokrasinin yapısı gereği yürütme yasamanın üstünde yer alırken bizimki gibi sözde demokratik memleketlerde yargı da yürütmenin altında kalıyor. Yani ortada yürütme büyüktür yürütme büyük eşittir yargı gibi bir durum var. Normal bir ülkede yargı “saray kaçak” deyince kimse çıkıp “gelin, yiyorsa yıkın” diyemez. Diyebiliyorsa yargı erki birilerinin altındadır.

Hadi yine bir varsayım yapalım, üç erkin de gerçekten birbirlerine üstünlükleri olduğunu varsayalım (yargı, yasamanın yasalarını denetler, yasama ve yargı yürütmeyi denetler, yürütme yargıyı atar, yürütme yasamadan belli yasaları diler, yasama yargının yargılayacağı yasaları yapar). İşbu durumda dahi eylemlere karar verip bunları gerçekleştiren yürütmedir, yani hükümettir. Birleşik Krallıkta Theresa May kameralar önünde ağlayarak istifasını boşuna vermedi. “Birleşik Krallık devleti” adına AB ile müzakereleri yürütme yaptı, yani yürütme Krallığın sembolü ve simgesi. İşi düzgün beceremedi ve sorumlu o oldu. İngiltere’de kimse “şimdi Concuğum devlet ayrı hükümet ayrı. Hükümet düzgün müzakere yapamadı diye hainlik yapmaya gerek yok” demedi – “bana oy vermezseniz koalisyon olur, zaten Corbyn de pisliğin teki” diyen May’in savunucuları dahi demedi. Bu gerzeklik çünkü.

5: Devlet İçinde Devlet

Türkiye bir “komple teorisyeni” cenneti. Örneğin sözde milliyetçi Bahçeli memleketi dazır dazır satarken “reyizin aklında neler var siz bilmiyorsunuz” diye gezenler vardı. Sanırım aradan geçen bu üç seneyi aşkın zamandan sonra Bahçevelli reyizin aklında kimsenin bilmediği bir şeyin olmadığını herkes gördü. Benzer şekilde “Türk derin devleti”, “beş bin yıllık devlet aklı”, “devlet içindeki devlet” Erdoğan’a şunu yaptırdı, bunu yaptırmadı diyenler, hala ve inatla, dolu. Barış pınarı harekatını derin devlet yaptırmış filan.

Bu “devlet içindeki devlet” mi devlettir? Eğer böyle diyeceksek hükümetin bir kukla olduğunu söylememiz de gerekli zira onlara belli şeyleri yaptıran birileri var. Yok bu “derin devlet” bazı şeyler yaptırıyorsa yine ortada bir sorun var. Bunlar bir avuç kişidir, bunların işine gelecek şeyler yapılıyor demektir bu durumda – ki bunun adı ortada bir oligarşinin varlığıdır, “koca devletin” bir avuç insan için varlığı ve halkın tebadan ötesi olmadığıdır. Duruma bakın: Türkiye’de iki oligarşiye hizmet ediyoruz.

6: Sorumluluk ve Sorumsuzluk

Yasama ve yürütme Türkiye’de hep sorumluluktan azade kılındı. Eskiden gensoru sorulurdu ve bu düşerdi, yüce divanda yargılamalar hep beraatle sonuçlanırdı. Bugünse Erdoğan zaten sorumluluk sahibi değil, bakanları da anayasal olarak kimseye hesap vermiyor. Üstüne bu saçma argümanla diyoruz ki “onlar zaten sorumsuz, sen onların eylemlerini sorgulayarak sorumlu kılmaya mı çalışıyorsun”. Olan basitçe budur.

Normal bir ülkede kişiler eylemlerinden sorumludur. Hele devlet adamları daha bir sorumludur. Neden? Çünkü onlar devlettir. Onlar “devlet adına” iş yaparlar. Başka bir deyişle devlet onların yaptıklarını yapar. Yani devlet adamı devlet adına iş yaparken nasıl olur da devlet bunlardan bağımsız olur, ben çözemiyorum.

7: Ötedeki Devlet

Bu argümana “he, tamam o zaman” dememiz için şunu kabul etmemiz lazım – ki neden edilmeyeceğini yukarıda anlattım: Hükümet gider, devlet kalır. Devlet o ki kalıcıdır, hükümetin yanlışlarına rağmen devlet için iyi olan neyse onu yapalım.

Tamam yapalım. Yapalım da, hükümetin devlet için kötü olanı yaptığı durumlarda nasıl hükümete boyun eğerek, hükümeti destekleyerek devlet için iyi olan bir şeyi yapacağız? Yani hükümet yarın çıkıp “tüm dünyaya savaş ilan ediyoruz” dese “artık savaş ilan edildi, ne yapalım. Gidip cephede savaşalım o vakit” mi diyeceğiz? Bizden istenen bu. Eğer “neden tüm dünyaya savaş ilan ediyorsunuz” diye sorarsak hainlik yapıyor, devletle hükümeti ayırmıyor olacağız. Nihayetinde hükümet geçici. Başka hükümet gelince bu savaş ilanını geri çekip barış anlaşmaları yapabilir.

E iyi de savaşa girdik? Öldük, memleket insanı canını, malını kaybetti ve kaybediyor? Önemli değil. Hükümet geçici. O geçici olduğundan ne yaparsa destek olmak lazım. Yani üstü kapalı bir şekilde “hükümet ne yaparsa ona uyun, muhaliflik vatan hainliğidir” denmeye çalışılıyor ve bunu yapan bir grup için, Erdoğan’ın 2007’de başlayan söylemleri ve eylemleri sağ olsun, zaten muhalifler hainken üstüne liboş gerzeklerce de hain olunuyor.


Türkiye, nüfusu büyük bir ülke. Bu yüzden aptalı da, dehası da hiçbir zaman bitmez. Gel gelelim senelerdir aptalımız üssel olarak artarken dehalarımız her gün azalıyor zira hepsi ya kaçıyor, ya beziyor. Aptalın bulabildiği argüman da bu kadar oluyor işte. “Susun, muhaliflik yapıp vatan haini olmayın”. Yazık Almanlara, Hitler’i zorla desteklettirmek için böylesi basit bir argümanı bulamamışlar.

  1. İngilizcesi state apparatus olan bu terim, Türkçeye devlet aygıtı olarak çevrilmiş. Ben tertibat veya düzenek kelimelerini tercih ederdim fakat bu çok farklı bir tartışmanın konusu.

Yorum Yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Footer