Memur kelimesi bizim memlekette düzgün anlaşılmamakta – ne memurlar tarafından, ne memur olmayanlar tarafından. Memurun ne demek olduğunu, görevini, anlamını biraz açalım, bu arada da bürokrasinin adımlarını ve egemenlik kavramlarını da hatırlayalım ve memurun bunlar içindeki yeri ve rolünü anlayalım.


Memurun ilk olayı nedir? Görev yapmaktır. O bir görev insanıdır, belli bir işi yapması için her neredeyse orada bulunur. Bu görev büyük veya küçük olabilir, bu mühim değildir. Mühim olan şey memurun görevinin emri “olması gerektiği gibi” uygulamak olmasıdır.

Memur varsa bir de amir vardır ortada. Yani memur emir alan bir kişidir ve memurun ikinci olayı emri yerine getirmesidir. “Düz” memurken müdüründen, müdürken il müdüründen, il müdürüyken daire başkanından, daire başkanıyken müsteşardan… emir alır ve bunu, az önce de dediğim gibi, olması gerektiği gibi uygular.

En büyük memur kimdir peki?

Pek çoğunuz, sanırım, bilemediniz. En büyük memur cumhurbaşkanının ta kendisidir.

Bu konu zaten bizim memlekette düzgün anlaşılmadığından açalım.


Bürokraside mevzu şu kadar basittir: Kanun koyucu kanunu koyar, hukuk kanunu denetler, hukuka/anayasaya uygunsa bu kanunların hükmü devam eder, ilgili özelleşmiş birimler kanuna göre düzenlemeyi yapar, alttakiler de bunları uygular. Peki sadece en alttaki, günlük hayatta karşımıza çıkanlar mı memurdur? Tabi ki hayır. Sizin dosya verdiğiniz o kıytırık kişi de, beğenmediğinizde şikayet ettiğiniz müdür de, ahlaksızlık yaparak araya soktuğunuz dayı da… memurdur.

Yani memur, yalnızca o dosyayı sizden alan değildir. Önce bunda bir anlaşalım.

Memurlukta olay, her zaman üstünüzde birinin olmasıdır. Her zaman ama, kaçarı yoktur bunun. Amiri olmayan, tekrar söyleyelim, hiçbir memur yoktur. Müsteşar bakana, bakan başbakana, başbakan cumhurbaşkanına bağlıdır.

Peki cumhurbaşkanı kimden emir alır, kimin altındadır?


Cevabı bizim millette biraz bilinseydi belki Türkiye gelişebilirdi zira cevap basittir: Halkın. Cumhurbaşkanı halkın altındadır ve halktan emir alır. Tıpkı başbakan gibi, bakanlar gibi, müsteşarlar, daire başkanları… gibi O da bir memurdur. Başka da bir şey değildir. Emir verir, ama altındakilere. Halka emir veremez. Topluma kimse emir veremez. Devlet toplum için vardır, devlet olmasa da toplum var olurken toplum olmazsa devlet olmaz. Bu nedenle amirlerin en büyüğü toplumun kendisidir. Amir olmasının sebebi toplumsuz devletin olmaması, yani toplumun egemenin ta kendisi olmasıdır. Bunu aklımıza kazıdığımızda ilerleme ihtimalimiz olacaktır.


Şimdi hikayeyi başa alalım. Evrak verdiğiniz memur var. Ona verilen emirleri yerine getiriyor. O emirleri kendisine ilk veren müdürü. Müdürünün üstünde il müdürü, il müdürünün üstünde bakanlıktaki bilmem ne birimi, bilmem ne biriminin müdürü, bakanlık müsteşarı, bakan, başbakan, cumhurbaşkanı ve sonunda halk olarak giden bir emir-komuta zincirinin içinde, memur dediğimiz kişi erden başka bir şey değildir. Toplumun kahir ekseriyeti de beş para etmediği için, kanunla/emirle derdi olduğunda memura çatıp duruyor. Azıcık aklı olsa “emir kulu” olan bu adamların kıytırık insanlar arasından seçilmediğini (tabi burada torpili tamamen gözardı ediyorum. Torpille, dayıyla, partiyle, cemaatle… kamu görevine yerleşecek kadar aşağılık birisi zaten beş para etmezin biridir), illa ki içlerinde kıytırık kişilerin de olduğunu, ama genel olarak bir kıytırıklık söz konusuysa bunun sorumlusunun kendisinden önce, ve belki de kendisinden fazla, başka birilerinin olduğunu düşünüp bulabilirdi.

Hasılı özetleyip bitirelim: Memur dediğimiz kıytırık biri değildir zira bir araya gelmiş olan senin benim oluşturduğumuz toplumun işleri düzenli yürüsün diye orada oturur ve emir alır. Memuru beğenmediğinizde amirine bakmanız gerekir. En büyük amir de toplumsa, toplum da zaten kıytırıklığı övüyorsa memuru suçlamak saçmalıktır.

Toplum düzelsin biraz, memur da o toplumdan çıktığı için düzelecektir. Merak etmeyin, “garantisi benim”.

Close Menu