Saat sabahın bilinmezi. Ay, doğu-kuzeydoğu yönünde sonunda yükselmiş. Hemen üstünde, sola doğru iki parlak yıldız görüyorum. “İkizler mi ki bu?” diye sorup hemen az sağa bakıyorum. Evet, ikizler. Üçüncü yıldız orada.

Gök parlak. Gökte bir bulut bile yok. Ayın ışığı dahi kapatmıyor göğü. Hemen fotoğraf makinamı çıkarıyorum. Elimdeki en geniş lens 35mm ama önemli değil. İkizleri çekiyorum, sonra ayı. Sağa çeviriyorum gözümü biraz daha. Evet, orada. Sirius.

Sirius varsa orada Avcı Takımyıldızı da vardır. Senelerdir hiç şaşmadı bu. Gözümü sağ üste çeviriyorum, avcının kemerini görüyorum hemen. Penisi de orada. Her zamanki gibi şuh bir şekilde yayını germiş, okunu doğrultmuş.

Hava güzel, kız kardeşler de orada mıdır? Evet, orada! Çok uzun zaman sonra yedi kız kardeş, Ülker, Pleiades, veya en güzel tanımıyla yedi kandilli süreyya orada. Hemen gökyüzünün tarama bir fotoğrafını çekiyorum. İkizler, Sirius, Avcı (Orion), Boğa’nın bir kısmı ve yedi kandilli süreyyayı çekiyorum parça parça, birleştirilmek üzere.

Muhteşem bir görüntü var elimde. İnanılmaz!

Şehrin ışık kirliliği sağ olsun, doğu-güney arası yıldızların tek görülebildiği alan. Şanslıyım, evim de tam da buraya bakıyor. Çok güzel bir tarama var elimde. Bu fotoğrafa bakıp hikâyeleri tekrar edebilirim.

Ne şanslıyım!


Eski insan, yapacak daha iyi işleri olmadığından belki, belki de şimdi benim çocuk gibi hissetmeme de sebep olacak kadar güzel olduğundan, yıldızlarla kafayı bozmuş. Yıldızlardan şekiller çizmiş, o şekillere anlamlar vermiş, sonra hikâyeler yazmış da yazmış. Bunların birisini analım, eski insanın yaratıcılığına duyduğumuz hayranlığı artıralım.

Yedi kandilli süreyya, Sümer’de “yıldızlar yıldızı” (Sümerce Mul Mul, İngilizce star of stars) olarak anılıyor ve Boğa Takımyıldızının bir parçası. Boğanın başı ile beraber Pleiades, az önce çektiğim üzere, şu şekilde görünüyor:

Sol alttaki parlak/kırmızı yıldız Aldebaran, etrafındaki yıldızlarsa Boğa Takımyıldızı için “önemsiz”. Sağ üstteki yıldız kümesi Pleiades/Ülker.

Olanca ışık kirliliği, dolayısızla görüntülemenin imkânsızlığı içinde, muhteşem değil mi?


Yedi, Sümer için en enteresan sayı. 360’lık sistem kullanan bu insanlar (ki 360 kullanma sebepleri bu sayının 1, 2, 3, 4, 5, 6, 8, 9, 10 sayılarının tümüne, hatta 12, 15, 18, 20… sayılarına tam bölünmesi) hem yediyi seviyor, hem de yediden korkuyor. Yedi muhteşemliğin sayısı çünkü. Yedi, muhteşem bir sayı. Pleiades de, hikmet-i Huda, yedi yıldızdan oluşuyor!

Ülker, Sümer’de, tanrıların konsülü olarak düşünülüyor: Yedi büyük tanrı (An, Enlil, Enki, Ninhursag, Nanna, Utu, ve İnanna) bir araya gelip insanların kaderini tayin ediyor. Ülker, bizim kaderimizin yazıldığı, danışıldığı, değiştirildiği yer.


Ünlü hikâyede Musa dağa çıkar, “kardeşi” Harun’u “sürüsünün” başına çoban olarak bırakır. Vakit geçer, Yahudiler “Musa gelmeyecek” derler ve Harun’a giderler. “Musa gelmiyor” derler, “bizim tanrımız nerede?” diye sorarlar. Harun da onların bileziklerini, küpelerini, halhallarını, yüzüklerini toplar, eritir ve altın bir buzağı/boğa yapar. “Alın” der, “tanrı dediniz, size tanrı”.

Sonra Musa dağdan iner, bu boğa yok edilir.

Boğanın pek çok anlamı var ve bunu bu yazıda biraz işledik. Bu yüzden bu konuya tekrar değinmeden yeni sözü söyleyeyim: Tanrı, insanların kaderini yazmayı kendi tekeline almak için “göklerin boğasından” (İng. the bull of heaven) kurtulmak zorundaydı zira Ülker oradadır.

Hep yapan Sümer’e karşı hep yıkan Musa bulmamız tesadüf mü?


Benim çekemediğim fakat internetten bulduğum şu şekle bakın:

Orion okunu çekmiş, arkasında iki köpeği, aşağıda tavşan, karşısında da boğa. Boğanın iki boynuzu yukarıda, yüzü avcının okunun önünde. Ülker de boğanın başından sağa doğru uzanan okun ucunda. Böyle bir gökyüzünün hikâyelerini okumadıysanız mutlaka okuyun – tabi öncesinde bir gökyüzü haritası edinin ki hikâyelerin ne dediğini tam anlayabilin. Sonra göğü kitaplardan değil kanlı canlı görmek için çöllere mi düşersiniz, dağların başına mı çıkarsınız, o size kalmış.


Hadi konuyu İslam’a da bağlayalım. Bakara 67, Allah’ın Yahudilerden sığır kesmelerini istediğini söyler. Yahudiler sorar sorar, sonunda tamam deyip keserler. O gün Yahudilerce kesilen inek, Ülker’in parçası olduğu “inektir”.

Close Menu