2019 İstanbul Seçim Tekrarı Bize Ne Anlatıyor?

Ne Oldu?

6 Mayıs akşamı YSK, yediye dört oyla İstanbul seçiminin sadece başkanlık ayağının tekrarlanması kararını verdi. Fakat enteresan bir şekilde bu karar 7 Mayıs akşamı itibarıyla hala YSK’nın sitesinde bulunmamakta. Son yüklenen karar, 27 Mart 2019 tarihli ve 1683 sayılı karar1.

Bu, (bu satırların yazıldığı an itibariyle) elimizdeki tek enteresan konu değil. Kararı açıklayan YSK değil AKP. Bugün Kılıçdaroğlu “bu çetenin reisi emir verdi, çete de emri uyguladı” derken haksız mıdır bilinmez.

Tabi bununla da bitmiyor. En enteresan nokta bu son nokta: YSK “sadece belediye başkanlığı seçimi tekrar edilecek, ilçe seçimlerinde sorun yok” dedi. Bunu da sandık başkanlarını sebep göstererek yaptı.

Bu durumda normal birisi ne düşünür? “Eğer bir hırsızlık varsa tüm oylarda vardır. Bir zarfta dört, muhtarı elersek üç oy kağıdı var. Bunların üçünün de iptal edilmesi lazım”.

Nitekim İyi Parti de bunu yaptı. YSK’ya “sadece başkanlık ne demek? Tüm seçim yenilensin” diye başvuruda bulundu. YSK ise (hiç şaşırtmayan bir biçimde) jet hızıyla bunu reddetti.

Haberin ilk paragrafı can acıtıcı2:

“İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Hasan Seymen tarafından YSK’ya gönderilen dilekçede, sandık kurulu başkan ve üyelerinin belirlenmesi, sandık kurullarına itiraz ve şikayete ilişkin ilgili yasa maddeleri hatırlatıldı.”

YSK’ya, Anayasa Mahkemesi gibi alanındaki en üst mahkemeye “yasaya uy” deniliyor, mahkeme ise yasaya aykırı iş yapıyor.

Neden Oldu?

Adını koyalım: Dostlarım için her şey, düşmanlarım için kanunlar diyen Brezilyalı diktatör Vargas’ın, anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz diyen ve Türkiye’de rüşveti ve yasa tanımazlığı normal gösteren Özal’ın takipçileri, diktatörlüğe devam ediyorlar.

Türkiye’nin bir cumhuriyet olmadığını defalarca anlattık. Türkiye’nin başında bir diktatörün bulunduğunu defalarca anlattık. Türkiye’nin yarınının bir iç savaş/kıyım göreceğini defalarca anlattık. Ya dinlenilmedik, ya anlaşılmadık, ya inanılmak istenmedik. Sonunda, en geri zekalı olanlarımız hariç “saf” olanlarımız ülkenin ne durumda olduğunu gördü, anladı. Peki, ne kadar anladı?

Önce Türkiye’nin yarınında ne görüleceğini tarihten örneklerle gösterdiğimiz şu yazıya bakın, sonra devam edelim.

An itibarıyla Seçim 2019 başlığında (tümü, şu anlık bana ait) 4 yazı bulunuyor. Bunların biri seçimden önce, ikisi sonra, biriyse (yine sonra) bugün yazıldı. Kısaca üstlerinden geçelim:

2018’den çok farklı sonuçlar beklemiyordum. Aklı başında kimse de beklemiyordu. Üç aşağı beş yukarı da olsa 2018’deki seçimle aynı sonuçlar çıktı diyebiliriz.

Seçimden sonraki ilk yazımdaysa şunu yazmışım:

“Şu noktayı atlamamalı ve unutmamalıyız: İstanbul mevzu çok çetrefilli görünüyor. İmamoğlu geri adım atmıyor, Erdoğan ise yine ortalıktan kayboldu. Erdoğan ne zaman ortalıktan kaybolduysa geri dönüşü “muhteşem” oluyor. 2013 Haziran’ında Gezi Parkı süreci veya 2015’te beğenmediği seçim sonrası olanlar ilk anda aklıma gelenler. Ondan ben bir şeyler bekliyorum kendisinden. Bakalım bu sefer ne kötülükler göreceğiz?”

Erdoğan son kötülüğünü Türkiye’de hukukun h’sinin olmadığını bize bir daha göstererek yaptı. Fakat diğerlerinin aksine bu sefer direkt kendi ve sadece kendi çıkarı yerine farklı bir çıkarı önceleyerek yaptı. Bu, “Erdoğan otokrat ama diktatör değil” diyen beyinsizlere yeterli ders olmuştur umarım – beni kötücüllükle suçlayanlara da tabi.

Daha Neler Olacak?

İmamoğlu’nun başkanlığının elinden alınması ve İstanbul’da sadece başkanlık seçiminin yenilenmesiyse yine aynı yazıdan yapacağım şu alıntıyı doğrulamakta:

“Seçimler daha yeni bitti. Üzerinden biraz süre geçmeden neler olacağını bilemeyiz. Ben, Erdoğan’ın Türkiye’ye kasıtlı ve bilinçli bir şekilde zarar vermeye çalıştığı bakışı üzerine fikirlerimi geliştiriyorum ve bir konuda anlık olarak yanılsam dahi bu temel argümanım yanlışlanmıyor, yanıldığım konuda da her zaman beklediğimden daha kötüsü yapılıyor veya söyleniyor.”

Nitekim bu bakış nedeniyle İstanbul’da neler oluyor diye sorarken şunları söyledim:

“Erdoğan’ın ortadan kaybolduğu üç zamanı hatırlayın. Birinde geldi, polisler ve “gerektiğinde polis ve asker olanlar” gencecik çocukları öldürebildi (Gezi Parkı zamanı, Haziran 2013). Birinde geldi, “size hükümet filan yok, yeni seçim yapacağız” dedi, sonra bir sene her ay bir yerlerde patlama oldu, birileri öldü (genel seçimler zamanı, Haziran 2015). Birinde ortadan kayboldu sonra Facetime’da yüzünü gördük, cadı avı başladı (“darbe” zamanı, Temmuz 2016).

Şimdi Erdoğan yine ortalarda yok. Yine o zamanlardaki gibi altındakiler var. Fakat, o zamanların aksine, Erdoğan’ın yanında artık kimse kalmadı. 2013’te henüz Fethullahçılarla araları kötü değildi, Arınç filan çıkıp gerginliği azaltalım gibisinden konuşabiliyordu. 2015’te Davutoğlu vardı, sözde bir ay boyunca koalisyon için görüşmeler sürdü. 2016’da ise kimse kalmadı, o gün bugündür de elindeki en yetişmiş insanlar Soylu, Albayrak filan.

Erdoğan ortaya çıktığında ne diyecek? Önceki deneyimleri düşününce ortalığı gerecek bir şeyler yapmaması için bir sebep yok ve ben bu gerçekleşirse hiç şaşırmayacağım. Bunu da iki şekilden biriyle yapabilir: Yıldırım kazandı diyerek veya seçimi iptal edip Haziran’da tekrar seçime giderek.”

Yıldırım kazandı diyemediler, bu nedenle Haziran’da seçime yasayı delerek gidiyoruz. Bunun da sebebi açık:

Lütfen şu basit gerçeği unutmayın: Konu AKP ise, Türkiye’nin aleyhine olacak bir şey varsa o yapılır. Hiçbir kişi her eyleminde yanlışlıkla, saflıkla, kandırılmayla veya fark etmemekle kötülük yapamaz, bu ancak bilinçli bir şekilde yapılır.

Kapanış Yerine

Lütfen, bakınız son defa kibarlıkla yazıyorum, lütfen yukarıda kalın harflerle yazılmış cümleleri kafanıza kazıyın. Siz anlamıyorsunuz, siz fark etmiyorsunuz, siz şu basit gerçeği göremiyorsunuz, ceremesini hepimiz çekiyoruz. Siz şunu bir fark etseniz belki biraz bir şeyler yapma imkanımız olacak ama yok. Nuh deyip peygamber demiyorsunuz.

Aklınızı başınıza alın. Karşınızdakinin sizi düşman olarak gördüğünü, Türkiye’yi yok etmek için uğraştığını anlayın. Bir daha tekrarlıyorum, şu yazıya da lütfen bir bakın.

Lütfen diyorum. Lütfen. Lütuf edin. Etmezseniz ben de sizinle sizin gibi konuşmak zorunda kalacağım.


Yazının başında anıldığı üzere kısa karar aşağıdaki gibidir:

  1. Kısa karar yazılı olarak elimizde ve bu yazının sonuna da kopyalandı.
  2. İyi Parti’nin başvuru dilekçesi de haberde görülebilir.

Yorum Yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Footer