Popülizm Yazıları I: Demokrasi ve Popülizm

Tanım

Özellikle 2000’li yılların ortasından sonra Avrupa’da, dolayısıyla dünyada çokça konuşulan bir mefhum var: Popülizm.

Terimin tanımı hala üzerinde uzlaşılmış değil. Örneğin Cas Mudde, popülizm konusunda “uzman” isimlerden biri, şu şekilde tanımlamış vaktinde:

“I defined populism as an ideology that considers society to be separated into two homogeneous and antagonistic groups, “the pure people” versus “the corrupt elite”, and which argues that politics should be an expression of the volonté générale (general will) of the people.” (Yazıya buradan ulaşabilirsiniz)

(Popülizmi toplumda saf insanlar ve yozlaşmış elitler olarak iki homojen ve düşman grubun olduğunu düşünen ve politikanın genelin isteğini yansıtmasının gerektiğini savunan bir ideoloji olarak tanımladım)

Geçmişte hocam olmuş Takis Pappas ise popülizmi şu şekilde tanımlıyor:

“Populism is an alternative political model to postwar liberal democracy and, currently, in antagonistic relationship to it.” (Yazıya buradan ulaşabilirsiniz)

(Popülizm, [ikinci dünya] savaş[ı] sonrası liberal demokrasinin alternatifi olan, bugünse liberal demokrasiyle düşmanlık ilişkisi olan bir alternatif politik modeldir)

Pappas’ın kısa tanımıysa democratic illiberalism, yani demokratik liberal olmama. Kısa tanımla uzun tanım arasındaki dağlar kadar farkı şimdilik kenara koyalım.

Akademide Mudde’nin tanımı, diğer tanımların temel eksenini alıp birleştirmiş bir tanım. Yani genel tanımda 1) iyi ve büyük kitlenin karşısında kötü ve politik güce sahip kitle, 2) bu ikisi arasındaki düşmanlık, ve 3) iyi ve büyük olan kitlenin isteklerinin gerçekleştirilmesi gerekliliği var. Pappas ise buna karşılık “kimi, neyi, nasıl tanımlayacağız? Bu tanım çok muğlak” diyerek karşı çıkıyor ve benim katılacağım bir noktayı sunuyor: Liberal demokrasiye düşmanlık. Bu nedenle ben Mudde’nin ve diğerlerinin tanımı yerine Pappas’ın tanımı üzerinden gideceğim. Bu arada bir tanım yapmak yerine farklı bir yönde devam etmek istiyorum zira bu yazıda derdim bir tanım yapmak değil.

Demokrasi ve Popülizmin Etimolojisi

Demokrasi terimi iki kelimenin birleşiminden oluşuyor: Dēmos ve kratos. Yani halk ve yönetim. Popülizm kelimesinin ise kökünde Latince populus var, -ism eki ise İngilizce bir yapım eki. Populus halk demek, -ism ise doktrin veya bir sisteme bağlılık anlamını veriyor.

Demokrasinin bize anlatılan anlamı halkın kendi kendini yönetmesi. Popülizm ise, demokraside olduğu gibi, halktan bahsediyor ve halkçılık gibi bir anlama ulaşabiliyor. Fakat bu anlamı verebilecek başka kelimeler de var elimizde. Örneğin sosyalizm.

Her iki terimin de halktan bahsettiğini düşünürsek ortada bir sorun olduğunu söylememiz gerekir. Burada bu sorunu biraz deşelim.

Demos

Demos, Antik Yunan’dan bize kalan bir kelime. Bu kelime Yunan’da vatandaş olan tüm kişileri tanımlamak için kullanılıyor fakat ufak bir sorunumuz var: Vatandaş olmayanlar kimler?

Charles Tilly’ye göre* nüfusun neredeyse yarısını oluşturan köleler kafadan vatandaşlık hakkına sahip değil. Yani nüfusun yarısı vatandaş, başka bir deyişle demos’un üyesi değil. Fakat iş bu kadarla bitmiyor. Şehirde yaşayan yabancılar da vatandaş değiller. Eh, bu da yetmiyor: Vatandaşların eşleri ve çocukları da vatandaş sayılmıyor.

Yani demos, yalnızca Atinalı erkekleri kapsıyor. Peki bunların tümünü mü kapsıyor?

Tabi ki hayır.

Milattan önce 7. asrın sonlarında Draco bir yasa hazırlıyor ve diyor ki “kardaşlar! Sadece aristokratların yönetimde olmasından bezdiniz. Alın, size istediğinizi veriyorum. Artık zengin askerler de politik güce sahip olabilecek”. Fakat Draco’nun yaptığı yasa kesmiyor, dahası da isteniyor zamanla. Bir asır sonra, MÖ 6. asırda bu sefer Solon çıkıyor sahneye ve diyor ki “beyler sakin. Tamam, istediğinizi yapalım. Artık aristokratlarla beraber zenginler de politik güce sahip olacak”. Ve iş burada bitiyor.

Yani Atina’da, demokrasinin “beşiğinde”, tıpkı sonraki hemen bütün doğal demokratik örneklerde olduğu gibi, sadece aristokratlar ve zenginler “adam” sayılıyor.

İşbu bilgi ışığında demos’un kimlerden oluştuğunu söyleyelim: Zengin erkekler. Bu ve bu kadar.

Zengin erkek olmanın elitlik olduğunu belirtmeye bilmem gerek var mıdır?

Populus

Roma’ya gidenler görmüşlerdir, antik filmlere meraklı olanlar da filmlerden hatırlar: SPQR. Senātus Populusque Rōmānus. Roma’nın Senatosu ve Halkı.

Roma tarihin en büyük ikinci imparatorluğu zira ürettikleri bugün hala doğrudan veya dolaylı olarak günlük hayatımızı etkiliyor. Bunların birisi ve belki en önemlisi Roma hukuku.

Roma hukukunda, önceleri, Yunan hukukunda olduğu gibi kölenin adı yoktur. O derecedir ki sahibinin ve yasanın gözünde bir sandalye kadar değeri vardır ancak. Fakat zaman içerisinde kölelere kimi hakları iade edilmişse de ölüden yarı ölüye çıkmıştırlar ve bu kadardırlar.

Öte yandan Roma’da populus, köleler hariç herkesi kapsayan bir kelimedir. Tıpkı Yunan’daki gibi kadınların da, kölelerin de seçme ve seçilme hakkı yoktur fakat, demos kelimesinin aksine, populus bunları da kapsayan bir kelimedir. Yani Roma, Yunan’ın aksine köleler hariç olmak üzere ötekileri de kapsayan bir kelimeyi kullanmıştır.

Res-Publika ve Demokrasi

Cumhuriyet kelimesinin İngilizcesi olan republic’in aslı Latince res-publica kelimesidir. Respublica, halkın malı anlamına gelir. Yani teoride Roma Cumhuriyeti vatandaşlarının malıdır. Pratikte ise yine erkek ve zenginlerin egemenliği vardır.

Özünde Atina ve Roma arasında politik uygulamada büyük farklar yoksa da şu iki noktayı tekrar edip devam edelim:

  • Yunan’da kadının adı hiç yokken Roma’da biraz vardır.
  • Roma’da azat edilen köleler kısıtlı da olsa hak sahibi olabilirken Yunan’da bu yoktur. Yunan’da azat edilen kölelerin çocukları insan sayılmamaya devam edilirken Roma’da kölelerin çocukları da birer vatandaştır ve seçimlere de katılabilir, oy da verebilir.

Aradaki fark nedir? Şu kadardır: Roma tüm toplumu kapsayan bir terim kullanırken Yunan baştan sadece elitleri kapsayan bir terim kullanmıştır. Uygulamada fark yoktur fakat kelimeler düşüncelerimizi şekillendirdiği için Roma daha büyük bir iş yapmıştır.

Savaş Sonrası Demokrasi

Şimdi, elimizde şu bilgi var: Demokrasi, terimsel olarak, “elitlerin politikada aktifliği” anlamına gelebilirken popülizm halktan yana (veya halkçı) olmak anlamına gelebilir. Nitekim Mudde’nin özetlediği tanımı yapanlar da bundan dolaylı olarak bahsederler. Burada son bir noktayı belirtip sonuca geçelim.

İkinci Dünya Savaşı sonrası Batı Avrupa’da elitlerin politikada egemenliği görüldü. Bu ülkelerdeki baby boomers neslinin dünyada belki en refah içinde yaşayan insanlar olmasının sebebi, politikada elitlerin gücü ellerinde tutmalarıydı. Fransa, Almanya, İngiltere, Amerika… hep kalburüstü sosyal (ve beraberinde, genelde, ekonomik) orta üstü sınıfların liderliğinde gelişti. Diğer ülkelerdeyse durum karmaşıktı. Misal bizde “çoban Sülü” vardı, Malatya’nın köyünde doğup Mersin’de okula gitmiş Özal vardı, Kandıra’da doğup önce Galatasaray’ı sonra İÜ Hukuk’u bitirmiş Erim vardı… Demir perde ülkelerinde komünistler, İspanya’da Franco, Portekiz’de Salazar vardı, İtalya’da Hristiyan demokratlar 94’e dek her koalisyonun parçasıydı…

Demokrasi, başta elitler varken ve bu insanlara destek olunurken güzeldi. Popülizm çalışmalarına baktığımızda 20. asırdaki literatür hep Güney Amerika veya Avrupa Latin ülkeleri üstüne çalışırdı zira diğer yerlerde elitler hep öndeydi, hep baştaydı ve demokrasi buydu. Nitekim demokrasi gerçekten de budur: Herkesin oy vermesi, kalburüstü insanların yönetimde olduğu sürece iyi bir şeydi.

Ne zaman ki Sovyetler yıkıldı, bu tehlikenin ortadan kalkmasıyla kapitalizm, sosyalizmin yarattığı endişeden kurtulup insanların hayat kalitesine önem vermemeye tekrar başladı, “popülizm” diye bir sorun ortaya çıktı. Özellikle 2000 sonrasında Avrupa’nın diğer ülkelerindeki popülizm çalışmalarında bahsedilen ortak noktalar hep ekonomik olarak geride kalmış sınıfların nefreti üzerineydi. Bu nefret bazen yabancılaraydı, bazen ülke içindekilere. Hedefin kim olduğuysa önemsizdi, önemli olan birilerinin birilerinden nefret etmesiydi.

Sonuç Olarak?

Demokrasi, akademide ve pratikte, kalburüstü insanların politik gücü elinde bulundurduğu ve sıradan insanı ikinci sınıf görmeye devam edebildiği bir sistemi tarif ederken popülizm sıradan insanın isyanının kan yerine demokratik araçlarla dışavurumunu ve ifasını tarif ediyor.

Demokrasi, sıradan insanın hayat kalitesini yükseltmeyi başaramadığı sürece popülizm olarak adlandırılanın, yani sistemin açığıyla sistemin üstte tuttuklarını aşağı çekmenin önüne geçebilir değil. Ya demokrasinin özüne dönülerek oy verme hakkının elitlerde kalması sağlanmalı ki arzulanan demokrasi bulunabilsin, ya da popülist denilerek hakir görünenlerin arkasındaki kalabalıkların da insan olduğu hatırlanmalı.

Konu hakkında önceden yazdığım şu yazıyı ve şu yazıları da not düşerek bitireyim: Yazının girişinde sunduğum iki tanım da yanlış. Mudde saf bir gruptan bahsediyor fakat böyle bir şey yok. Popülistler “siz bize yazık ediyorsunuz, şimdi biz size yazık ediyoruz” diyenler. Yazık edilenler homojen değil, düşman da sabit değil. Pappas ise liberal demokrasiden bahsediyor fakat “bana kadar liberal” bir sistemden bahsediyor – ki demokrasinin özünde elitist bir sistem olduğunu, haliyle liberal olmadığını söylemiyor. Bu yüzden popülizmi de, demokrasiyi de düzgün tanımlamak zorundayız.

Sonraki yazılarda bu iki terimin tanımına da geçeceğim, bu yüzden bu yazıyı burada sonlandırıyorum.

*Charles Tilly. Democracy. 2007, Cambridge University Press.

Yorum Yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Footer